Victor Frankenstein’ın Vaka Defteri

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Mary Shelley’nin ölümsüz eseri Frankenstein’a bir saygı duruşu niteliğindeki bu romanı gözünüzü kırpmadan okuyacaksınız!

Victor Frankenstein, Cenevreli, hali vakti yerinde bir ailenin oğludur. Babasının bütün itirazlarına rağmen Oxford Üniversitesi’nde okumak için Londra’ya gelir. Burada tanıştığı şair Percy Bysshe Shelley’nin ateizm ve din üzerine düşüncelerinin de etkisiyle okuldan uzaklaşıp kendini deneylerine adar. 

Frankenstein’ın deneylerinin amacı, elektrik akımının yardımıyla ölümü alt etmektir. Yeni ölmüş genç bir tıp öğrencisinin bedenindeki “yaşamsal öz”ü yakalayarak onu yeniden hayata döndürdüğünde, bu zaferinin sonuçlarını kestiremeyecek kadar heyecanlanır. Hayat verdiği bu canlının eylemlerinin ağırlığını taşımak zorunda kalacağını hesap etmemiştir.
Peter Ackroyd, her zamanki gibi Londra’nın 19. yüzyıldaki karanlık ve kasvetli havasını son derece canlı bir biçimde gözler önüne seriyor. Victor Frankenstein’ın Vaka Defteri, Percy Bysshe Shelley’nin yanı sıra Lord Byron, John William Polidori, William Godwin, Mary Shelley ve Samuel Taylor Coleridge gibi, dönemin önde gelen edebiyatçıları ve düşünürlerini de daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Ailemizin yaşadığı köy olan Chamonix ile Cenevre arasında hayli geniş topraklara sahip bir babanın oğlu olarak, İsviçre’nin Alpler bölgesinde dünyaya geldim. Nitekim bugün en eski anılarımı o ışıldayan zirveler süsler, kanımca cesur ve ihtiraslı mizacım da o tepelerin oluşturduğu görüntünün eseridir. Tabiatın kudret ve azametini orada hissettim. O koyaklar ve yarlar, isli şelaleler ve azgın sular, hayatımı arındırıyormuş hissi uyandırdı bende hep. Öyle ki bembeyaz ve pırıl pırıl bir sabah vakti kendimi alamayıp Evrenin Yaratanı’na “Ey, dağların, buzulların Tanrısı, ne olur esirge beni! Buzun ve karın ortasında senin ruhunun yalnızlığını görüyor ve hissediyorum!” diye haykırdım. O an sesime karşılık verircesine uzaklardaki bir tepeden, yaşlı Cenevre’nin dar sokaklarını çınlatan St. Pierre katedrali çanlarından da gürültülü bir buz çatırtısı ve çığ gümbürtüsü yükseldi.
Fırtınalar muazzam bir coşku yaratırdı bende. Memleketimin sarp kayalıklarının, mağaralarının, dimdik kaya kütlelerinin arasında gürleyen rüzgârın sesi kadar aklımı başımdan alan bir şey yoktu. Çam ve meşe ormanları, bütün o pusu süpürüp götüren rüzgârın müziğiyle dolup taşardı. Bulutlar âdeta yükseklerdeki havaya musallat olur, böylesi bir güzelliğin kaynağına dokunmaya heves ederlerdi. Bu gibi anlarda şahsi tabiatım gitgide sahneden çekilirdi. Etrafımı kuşatan evrenin içinde eriyip kaybolduğumu ya da evrenin benliğim tarafından emildiğini hissederdim. Ana rahmindeki bir yavru misali, hiçbir ayrımın bilincinde olmazdım. Şairlerin erişmek istediği bir haldir bu, dünyanın tüm alametlerinin “tek bir ağacın çiçeklerine” dönüşüverdiği bir hal... Ne var ki ben, tabiatın şiiriyle kutsanmıştım.

 

Dolayısıyla gençlik yıllarımda ruhum coşkun duygularla dolup taşar, çılgın ve taşkın muhayyilemse sadece çalışmaya ve zihinsel meşguliyetlere olan yatkınlığımla dizginlenirdi. Nasıl da seviyordum öğrenmeyi! Bilgiyi, durmaksızın uzayan bir fidanın suyu özümsediği gibi özümsüyordum. O zamanlarda bile hatalarımın en büyüğü ihtirasımdı. Dünya ve yüce evren hakkında her şeyi bilmek istiyordum. Öğrenmek için değilse, ne için gelmiştim ki şu dünyaya? Uzaklardaki yıldızları canlandırıyordum zihnimde. Etrafımı çepeçevre kuşatan dağların oluşumuna izin veren, dış kabuk altındaki o akkor çekirdeği hayalimde (ki sanırım o zaman dahi bu sözcüğün gerçek anlamını kavrıyordum) görebiliyordum. Ben çözecektim onun gizemlerini; ben, Victor Frankenstein! Tabiatın sırlarını öğrenme yönündeki samimi arzumla kınkanatlı böceği, kelebeği inceleyecektim. Bugün hatırlayabildiğim ilk duygular (sırlar bir bir çözüldükçe yaşadığım) arzu ve sevinçtir. Babamın aldığı mikroskopla dünyanın gizli varlıklarını, tarifi imkânsız bir merakla inceledim. Kim incelemek istemez ki görünmeyeni, bilinmeyeni? Küçücük organizmalara nakşedilmiş, onları hareket ettirip bir araya getiren güç, içimi büyük bir merakla doldurdu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.