Veda Müziği

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Müfettiş Rebus kariyerinin son işinde kendini nefes kesici bir labirentin içinde buluyor. Bir Rus şairin ölümüyle açılan hikâye, politikacıları, sanatçıları, iş adamlarını, serserileri ve suç dünyasını bir araya getiren bağlantılarla ilerliyor. Yeraltı dünyasıyla yerüstünü birbirine bağlayan bu hikâye, hem diğer Rankin kitaplarında olduğu gibi nefes kesici bir olay örgüsü, hem de dünya politikasına dair keskin gözlemler sunuyor. Polisiye ve politika meraklıları için müthiş bir son macera. Müfettiş Rebus son kez iş başında ama en az ilk işinde olduğu kadar zeki, esprili ve derinlikli.

Bu belki de Rebus’ın jübilesi ama her sayfası dörtnala ilerliyor. Ian Rankin’in usta kalemi ve laf çarpma becerisi en sıradan bir konuşmayı bile zevkle okunur kılıyor... Rankin’in daha büyük işlere imza atacağına kuşku yok.
“Daily Mail”

Veda Müziği polisiye roman tarihinin en baştan çıkarıcı karakterlerinden birinin kariyerine uygun bir son: Perde inerken okurlar ona doyduğu için değil daha fazlasını beklerken ağızları açık kaldığı için.
“The Times”

Kız bir çığlık attı, sadece bir kere, ama yetmişti. Orta yaşlı çift Raeburn Aralığı’nın başına geldiğinde kız diz çökmüş, elleri yüzünde, omuzları sarsılarak hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Adam bir an cesedi inceledikten sonra karısının gözlerini kapatmayı düşündü, oysa kadın çoktan arkasını dönmüştü. Telefonunu çıkarıp acil çağrı merkezini aradı. Polis arabasının gelmesi on dakika sürdü, bu esnada kız oradan uzaklaşmaya çalışıyor, adam da eliyle omzunu sıvazlarken sakin bir tavırla beklemesi gerektiğini açıklıyordu. Gece ayazına rağmen karısı kaldırımın kenarına oturmuştu. Edinburgh’da kasım ayı don tutacak kadar soğuk olmamakla birlikte insanı dondurmaya yeterdi. King’s Stables Yolu en işlek caddelerden biri değildi. Girilmez tabelası Grassmarket’tan Lothian Yolu’na gidişleri kapatıyordu. Geceleri ıssız bir yer olabiliyordu burası; bir tarafında çok katlı otopark, diğeri tarafında ise Castle Rock ve mezarlıktan başka bir şey yoktu. Sokak lambaları kör ışık yayardı, yayalar tetikte geçerlerdi buradan. Orta yaşlı çift St. Cuthbert Kilisesi’ndeki Noel şarkıları gecesinden dönüyordu, şehirdeki çocuk hastanesine para toplanmasına katkıda bulunmuşlardı. Kadının aldığı Noel çelengi şimdi yerde, cesedin sol tarafında duruyordu. Kocası şöyle düşünmekten kendini alamıyordu: bir dakika daha geride veya ileride olsaydık, çığlığı duymayabilirdik, şimdi arabada eve doğru yol alacaktık, çelenk arka koltukta olacak, radyoda da Klasik FM kanalı çalacaktı.

Kız hıçkırıklar arasında sızlanıyordu, “Evime gitmek istiyorum.” Ayağa kalkmıştı şimdi, dizleri sıyrık içindeydi. Eteği kısacık, diye düşündü adam, üstündeki kot ceket de onu soğuktan koruyacak cinsten değildi. Kız hiç yabancı gelmemişti gözüne. Bir an paltosunu kıza vermek geçti aklından ama sadece bir an. Sonra orada kalması gerektiğini hatırlatmakla yetindi. Birdenbire ortalığa yayılan mavi ışık aydınlattı yüzlerini. Tepe lambaları yanıp sönen polis aracı yaklaşıyordu.

“İşte geldiler.” Kızı sakinleştirmek için kolunu omzuna koyarken çekti, karısının baktığını fark etmişti.

Devriye arabası durmuştu ama tepesindeki lamba hâlâ yanıyordu, motoru da susmamıştı. Üniformalı iki memur indi arabadan; şapkalarını takmaya zahmet etmemişlerdi. Biri elinde kocaman siyah bir el feneri tutuyordu. Raeburn Aralığı dik bir yokuştu, yokuşun başında da bir zamanlar kralın at arabaları ve atlarının bulunduğu ahırlardan bozma garajlar vardı. Buz tuttuğunda tehlikeli olurdu bu yokuş.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.