Türkçem Benim Ses Bayrağım - Dağlarca 100 Yaşında

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Fazıl Hüsnü Dağlarca, doğumunun 100. yılında büyük bir sergiyle anılıyor.
“Türkçem Benim Ses Bayrağım” Dağlarca 100 Yaşında…

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi(CKM) işbirliğiyle hazırlanan “Türkçem Benim Ses Bayrağım” Dağlarca 100 Yaşında sergisi, Kadıköy Belediyesi ve özel koleksiyonlardan alınan Dağlarca’nın fotoğrafları, kitapları, mektupları, gazete ve dergi kupürleri, şiirleri ve özel eşyalarından oluşuyor. 15 Ekim 2008’de 94 yaşında aramızdan ayrılan Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yaşamından kesitler veren sergide şairin uzun yaşamı kronolojik bölümler halinde ve bütün yönleriyle ortaya konuyor. 1991-92 yıllarında yaptığı söyleşilerde “Bıraksınlar beni iki yüz yıl, doğanın, insanın, hayvanın, bitkilerin bütün gizlerini çözemezsem beni ve bütün dizelerimi milyonlarca kez yaksınlar. Ya da en uzak yıldıza taksınlar ipimi, beni sallandırsınlar”diyen Dağlarca, binlerce dizesini arkasında bırakarak, ‘içindeki şiir hayvanı’yla birlikte 94 yaşında aramızdan ayrıldı.

Dağlarca şimdi 100 yaşında ama onun söyleyişiyle: “Asıl yaşım şiir okuduğum, yazdığım, düzelttiğim sürelerin toplamıdır.”

"Türkçem Benim Ses Bayrağım” Dağlarca 100 Yaşında…
Tarih: 16 Ekim – 14 Kasım 2014
Yer:  Caddebostan Kültür Merkezi CKM – Sanat Galerisi
Adres: Haldun Taner Sok. No:11 Caddebostan-Kadıköy

Şöyle Tanımlıyordu Şiiri Dağlarca:
“Bir sözcüğün kapladığı yer küçük, anlattığı ondan büyükse, o şiirdir. Örneğin:“Bir ben var bende benden içeri” dizesi küçük bir yer kaplar ama anlamı kitaplar doldurabilir... Bu şiirdir. Bir de: “Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı” ya bakalım. Kapladığı yer büyüktür, büyüktür ya, içindeki incir çekirdeği bile değildir. Bu, düzyazıdır...”

"Yaramaz Sözcükler"in serüvenini her anımsayışımda düşünürüm ve inanırım ki Dağlarca şiirin Pisagor’udur!

İnsan, yalan söylemeden yazıyorsa, yazdıklarının hesabını verebilir, yoksa o sözcüklerin senin cellâdın olduğunu hissedersin. Önce kendine müdahale edendir şair, kendine müdahale etmediği sürece kuma düşmüş balık gibi çırpınıp duracaktır. Sözcük işçileri günümüzde artık sadece şiirlerine yabancılaşmakla kalmıyorlar, sürdürülebilirliğinden şüphede oldukları kendi hayatlarına, onun mekânlarına dolayısıyla da toplumsal insan varlığına ve en vahimi de yaşamı ve emeği bu boyutlarda üretme potansiyellerine de yabancılaşıyorlar. Şiirin temeli yaşantıdır. Yaşanmamış hiçbir duygudan, yani, hayatın engin sınavından geçmemiş, sabır taşını çatlatmamış hiçbir duygudan şiir çıkmaz. Hasan Hüseyin Korkmazgil 1972’de kaleme aldığı “Şiirin Aldatıcılığı” başlıklı yazısını şöyle sonlandırır: “Şiirin kendisi, vazodaki gül kadar sadedir; fakat, laboratuvarı tam bir cehennem. O cehenneme ancak, şiirin gerçek çocukları dayanabilirler!..” Dağlarca o cehenneme dayanmış şiirin gerçek çocuğudur.

Dağlarca 100 yaşında ama O’nun gibi söylersek: “Asıl yaşım şiir okuduğum, yazdığım, düzelttiğim sürelerin toplamıdır. Şuna inanıyorum ki insan kendi inini kazan bir işçidir. Kendi ininden kopardığı kayalardaki elması arar. Bulamasa bile arar.”

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.