Toplu Oyunları 1 - Ay Tedirginliği / Dünyanın Ortasında Bir Yer

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Hayat acımasızlığında, sevda tadında iki oyun. Ay Tedirginliği, deniz kıyısında, kuytularda karşılaşan bir kadınla adamın hikâyesi. 50’li yıllardan günümüze, bir kadın-erkek, ezilen-ezen, aydın-toplum hesaplaşması. Kaç kere ölebilir, öldürebilir ki bir insan? Dünyanın Ortasında Bir Yer, hiçliğin orta yerindeki bir çiftliğe zorla getirilen Ahten ile oradaki ırgat kadınların hikâyesi. Tutku kılavuz olunca, her kadın, yolunu çizer. Günümüz Türk Tiyatrosu’nda defalarca sahnelenen iki oyunda da, “acı”nın hikâyeleri anlatılıyor.

Birinci Bölüm

      (Denizin yanı başında kuytu bir köşe. İnsan, bu köşenin ucundan bir adım atsa kendini denizin buz gibi sularında, hemen ardından da içine alıp sürükleyen müthiş bir akıntının ortasında bulabilir. Ilık bir ilkbahar gecesi. Uzakta karşı kıyının ışıkları seçilmektedir. Sanki bir ateşböceği sürüsü oynaşmaktadır gecenin içinde. Ahşap direğe bağlanmış eski bir sokak lambası aydınlatmaktadır bu uzamı; bir de kendini kayıtsız şartsız dünyaya sunan ayın soluk ışığı. Gecenin epey geç bir saatidir. 1950’li yıllarda revaçta olan, şık bir takım giymiş ADAM ağır ağır gelir; çöp varillerinin yanından geçip arkadaki denizi seyreder bir süre. Arkası dönük olan ADAM’ın önce denize, ardından karşı kıyıya, son olarak da gökyüzüne baktığı anlaşılır başının hareketlerinden. Bulutları yarıp çıkan ayın aydınlığı birden düşer bu kuytu köşeye. Adam yanındaki eski model çantayı açıp içinden bir kâğıt tomarı çıkarır. Kâğıtların üstlerindeki yazılara göz atarak birer birer suya bırakmaya başlar.)
ADAM : Her hikâye biter!... Hikâyenin sonu başında gizlidir ve başladığı an bitmiştir her hikâye... Bütün bu saçmalıklar onun için mi yazıldı? (ADAM kâğıtları suya atmaya devam ederken KADIN gelir. KADIN, 1950’li yılların izlerini taşıyan çok şık bir tayyör giymiştir. Hareketlerinden gergin olduğu anlaşılmaktadır. Temkinli hareket etmeye gayret gösterir. ADAM’ın orada olduğunun farkına vardığında çantasından 1950 model Browning marka bir tabanca çıkarır.)
ADAM : Ya bu? Buna ne demeli?
(KADIN, ADAM’ın sesini duyunca, aniden, gitmek için bir hareket yapar. ADAM elindeki kâğıtta yazılı olanları okumaya başladığında KADIN olduğu yerde kalır.)
ADAM : “Çok eski zamanların hikâyesidir: Adı bilinmedik bir şehrin girişinde bir kapı varmış. Buraya ‘Tedirginler Kapısı’ derlermiş. Birbirine teğet geçen yaşantılar o şehre girmeden önce, bu kapının önünde bir an duraksarmış. Bu kapının şehre açılan sol kanadının arkasında, yüzlerine acının isi değmemiş, çelimsiz omuzlarına zorbalığın kanadı dokunmamış, alınlarına evvel zaman minyatürlerinin çizgileri ilişmemiş, sevinçli mi sevinçli, hayattan bihaber mi bihaber, kendilerini oyunun uyku gibi oyalayıcı, kimi zaman da avutucu kollarına bırakmış çocuklar eski masalları yeniden yaratırlarmış. Kapının sağ kanadının arkasında ise, cılız gözleriyle hayattan umut kesmemiş, yılgın yürekleriyle kanlarını divitlerine mürekkep eyleyen, hatıra kırıntılarını hayat sunaklarında birer birer terk ediveren, sevgiyi bilen, ‘Tuhaf rastlantılar kurucusu’ denilen insanlar gezinirlermiş. Buraya ‘Tedirginler Kapısı’ denilmesinin nedeni de şuymuş: Şehre gelen yabancılar bu farklı iki grubun arasından geçerlerken büyük bir tedirginlik duyarlarmış. Çünkü sola baksalar, hayli zaman önce yitirdikleri çocukluklarını hatırlatan şehir çocuklarını, sağa baksalar, kendilerinin taşımaktan korktukları kadar sevgiyi kuşanıvermiş ‘Tuhaf rastlantılar kurucuları’nı görüp, ‘Bu şehrin girişinde bunları gören, acep şehirde neler görür ki?’ diye düşünürlermiş.” (KADIN, ADAM’ın okuduğu yazıyı dinlerken tabancayı çantasına koymuştur. ADAM okumayı bitirince kâğıdı buruşturur.) Bu da böyle gider! (ADAM kâğıdı denize atar. KADIN gitmek için bir hareket yapar.) Ee, nasıl buldunuz?
KADIN : (Kalakalır; şaşırmıştır.) Burada olduğumu nasıl anladınız?
ADAM : (KADIN’a doğru dönerek...) Ani bir hareket yaptınız. Daha önce de gitmeye hazırlanmıştınız, ama beklediniz!
KADIN : Şimdi gidiyorum!
ADAM : Neden?
KADIN : Bilmiyorum, ama gitmem gerekiyor.
ADAM : Hayır, onu sormadım! Gitmeye hazırlandığınızda sizi burada neyin tuttuğunu öğrenmek istiyorum.
KADIN : Bir şey okudunuz. Suya attığınız kâğıttaki o yazı... Galiba onu dinlemek istedim.
ADAM : Teşekkür ederim.
KADIN : Bir şey değil, ama niye teşekkür ediyorsunuz?
ADAM : Öylesine! Az önce bir cinayete tanık oldunuz. Muhtemelen onun içindir!
KADIN : (İrkilir. Bilinçsizce gerisin geriye iki üç adım atar.) Ben... Hiçbir şey görmedim! Zaten gidiyorum. (Gitmek için telaşla geriye döner.)
ADAM : Böylesine korkmayı kim öğretti bize? Ne olur durun bir dakika!
(KADIN duraksar.)
ADAM : Bende cinayet işleyecek bir adam tipi mi var?
KADIN : Bilmiyorum!... Daha doğrusu, belirli bir cani tipi yoktur. Herkes cinayet işleyebilir!
ADAM : Ne güzel söylediniz! “Herkes cinayet işleyebilir!” Ama en çok sözlerle işleyebiliriz cinayetleri, değil mi?
KADIN : Büyük sözler ediyorsunuz!
ADAM : Hayır! Demin, size sözlerle işlenmiş mecazi bir cinayeti anlatmaya çalışıyordum.
KADIN : Özür dilerim! İnsana güvenmek çok güç!
ADAM : Siz de kimseye güvenmeyenlerdensiniz ha?
KADIN : Hayır! Çocukluğumda tanıdığım bütün insanlara güvenirim.
ADAM : (Gülerek...) Bu da iyi!
KADIN : Her neyse, iyi geceler! Rahatınızı bozduğum için de kusura bakmayın!
ADAM : Lütfen durun bir dakika! Kusura bakılacak bir şey yok ortada. Benim hakkım olduğu kadar sizin de burada bulunmaya hakkınız var!
KADIN : Yeterince deniz havası aldım. Hem, böyle tenha yerlerde uzun süre kalınmamalı, değil mi?
ADAM : Canilikten saldırganlığa! Kısa zamanda epey yol aldık... Bu da banka sloganı gibi oldu! “Kısa zamanda epey yol aldık!”
KADIN : Siz de alınganlık yapmak için fırsat kolluyorsunuz! Ben yalnızca, olabilecek bir şeyden söz ediyordum.
ADAM : Başka neler olabilir?
KADIN : Gerçekçi olursak, tenha bir yerde karşılaşan bir adamla kadın arasında, daha zarif bir biçimde şunlar geçebilir: adam, kadını nezih bir yere davet edebilir. Örneğin, bir lokantaya gidebilirler. Birkaç kadeh içilir; bölük pörçük hayat parçacıkları anlatılır. Sonra yaşantılardaki ortak sorunlar üzerine dertlenilir. Adam, güzel bir gecenin sonunda kadını evine bırakır. Eğer kadından hoşlanmışsa, bir daha ne zaman görüşebileceklerini sorar. Kadın da geçirdiği geceden hoşnut kalmışsa, ertesi gece için, hayır, kendini ‘ucuz’ hissetmemek için birkaç gece sonrasına buluşmayı önerir. Telefon numaraları alınır, vesaire, vesaire...
ADAM : Ucuz filmlerin öğrettikleri yaşanır kısacası ha?
KADIN : Artık, hayat da o filmler kadar ucuz değil mi?
ADAM : Farz edelim ki, kadını evine götüren adam, otomobilin kapısını açıp, “Beni kahve içmeye davet etmeyecek misiniz?” der!
KADIN : Belki de kadın atik davranıp, “Bir kahve içmek için yukarıya gelmek istemez misiniz?” diyecektir.
ADAM : Adam da kadının kahve yapmasını beklerken salona göz gezdirip onunla ilgili ipuçları toplamaya çalışacaktır.
KADIN : (Gülümsemeye çalışarak...) Adam hafiye midir?
ADAM : (Gülerek...) Kadının lokantada anlattıkları konusunda ne ölçüde samimi olduğunu anlamaya çalışmaktadır.
KADIN : İmdi, çok önemli bir nokta var! Adam için kadın tek gecelik bir ilişkiyi mi ifade etmektedir, yoksa hayatının kadını mıdır?
ADAM : Yalnızca bunlar da değil! Acaba adam, kadını kendine âşık etmek mi istiyor?
KADIN : Hayatının kadınıysa âşık etmek isteyecektir tabiî ki!
ADAM : Hayır! Hayatının kadınıysa kendinin ona âşık olması yeterli olabilir adam için!
KADIN : Romantik bir adam demek ki! O halde, kahvesini içip gidecek!
ADAM : Romantik, ama aptal değil! Bu filmleri çok seyretmiş. Kısacası, ne olması gerektiğini biliyor.
KADIN : Pekâlâ... Niye kadını âşık etmeye çalışıyor?
ADAM : Bunu açıklamak öyle kolay bir şey değil!
KADIN : Acaba âşık olmak kadar âşık olunmak da bir ihtiyaç mı?
ADAM : Belki de!

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.