Savaştan Barışa Şatolar ve Kaleler

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Bütün Avrupa'da, Kutsal Topraklar'a varıncaya kadar çok geniş bir alanda, yapı ustaları, biçim ile savunma, uzam ile konfor arasındaki en iyi uygunluğu aradılar. Bununla birlikte, yüzyıllar boyunca şato, Romantizm yüzünden, sadece sığınak niteliğindeki burçlara, kuyulu zindanlara, kızgın yağa ve esrarengiz yeraltı yollarına indirgenerek karanlık bir Ortaçağ'ın simgesi haline geldi. Jean Mesqui, bu hayal dünyasının gücünü çok da görmezden gelmeden, elinizdeki kitapta, Ortaçağ mimarisinin biçimleriyle simgelerini birleştiren yakın ilişkiyi buluyor. Silahlı şövalyeler, turnuvalar, halk ozanları ve soylu hanımlar: elyazmaları ve romantik resimlerde şatoların düşselliği. Mimari planlar ve rölöveler, yokolmuş şatoların Ortaçağ görkemi içindeki tasvirleri, Avrupa'da hâlâ bozulmamış birçok kalenin fotoğrafları. 170'i aşkın ilüstrasyon.

Kale ya da şato dendi mi, aklımızda hemen canlı görüntüler belirir: Silah kuşanmış şövalyeler, rüzgârda dalgalanan sancaklarıyla kale burçları, kuyulu zindanlar ve yeraltı mahzenleri. Hayal gücü kendini dayatır: Bir yanda Robin Hood, Ivanhoe, turnuvalar, saray aşkı (amour courtois), diğer yanda işkence odaları. Ama Ortaçağ’ın şatosu bambaşka bir şeydi: Her şeyden önce bir iktidar ve fetih odağı, yönetim merkezi ve derebeyinin konutuydu. Saldırılara direnmek için istihkam edilmiş ve savunma öğeleriyle donatılmış bir yapıydı. Savunma kalkanının içinde az çok şatafatlı bir biçimde düzenlenmiş, oturum amaçlı binalar toplamı da şatoya atfedilebilecek bir başka tanımdır.

Dolayısıyla “kale ya da şato”nun gerçekliği karmaşıktır. Yapının çeşitli işlevleri bir araya getirilirken çoğunlukla savunma işlevine ayrıcalık tanınır. Her şeye rağmen hayal gücü baskın çıkar: Üstelik bugüne özgü bir hayal gücü de değildir bu, eski vakayinameler ve romanlar okunduğunda, imgenin kudreti, simgenin kuvveti, şato söz konusu oldu mu her satırın ardında belli olur.

Şato şifreli bir yapı olarak okunabilir; her takviye, her bina daha sonraki çağlarda farklı yorumlanan bir şifrenin öğesidir. Şatoyu inşa edenlerin zamanında, okuma çerçevesi, sadece sivil ve askerî, ama her şeyden önce de feodal bir iktidarı gösteriyordu. Daha sonraları başka başka şifre okuma anahtarları ortaya çıktı; ama bunların hepsini kesen değişmez hat, gösteriş olgusuydu, öyle ki şato ya da surlarla çevrili alanı hem bir toplumsal durumun dışsal tezahürü hem de bir toplumsal kabul görme beklentisinin ifadesi olarak yorumlamak mümkündü.

X. yüzyılda ilk feodal sistem yavaş yavaş kurulurken, buna paralel biçimde, iktidarın merkezi olarak şatonun simgeselliği kendini kabul ettirdi. Yapının yükselmesi kuşkusuz birinci simgesel ölçüt oldu: o dönemin literatüründe altissimus, eminens, excelsus gibi sıfatlar saymakla bitmez; öte yandan, sarp tepeler, derin boğazlar şatonun önde gelen konumunu vurgular.
İşte o dönemden itibaren Batı Avrupa, baştan sona şatonun en gösterişli ibaresi olan yapma tepelerle kaplandı. Genellikle kesik koni biçiminde, on ila otuz metre yüksekliğinde olan bu yapay yükseltiler, sıklıkla, daha eski yerleşim alanlarının üstüne oturuyordu.

Nitekim, 1050-1150 yıllarında, Durham Piskoposu ve Chester Kontu, İngiltere’deki Goltho’da, önce Sakson sonra Danimarkalı olmuş Mercia krallarına atfedilen mevcut müstahkem bir yerleşim alanının üstüne, kralın ikamet ettiği alışılagelmiş binaları (açıkçası epeyce kaba binalar) içeren, etrafında hendekler bulunan, kazıklarla çevrili bir alan inşa etti. Burası XI. yüzyılda, tepesi ve avlusu olan bir şato haline geldi. Caux bölgesinde, toplumsal konumu pek yüksek olmayan Mirville Derebeyi, XI. yüzyılda tahkim edilmiş, surlarla çevrili bir yapıyı miras alınca, onu aynı şekilde dönüştürdü. Almanya’daki Husterknupp yerleşim alanında da benzer bir değişime rastlanmaktadır.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.