Savaş Tertipleri - Hangi Hayatların Yası Tutulur?

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Türkiye’de de yayımlanan Kırılgan Hayat’ın devamı olarak okunabilecek Savaş Tertipleri günümüzün ABD güdümlü savaşlarına cevaben yazılmış beş kuramsal makaleden oluşuyor ve savaş algısının nasıl bir çerçeve/tertip dahilinde yönetildiğine odaklanıyor.

Kimi hayatları değerli sayıp kayıplarının yasını tutarken kimi hayatları da hayattan saymamıza engel olan bu çerçevelerdir. Butler, savaş tertiplerinin dışına çıkan, çerçevelerin kırıldığı Guantanamo şiirleri, Ebu Garip fotoğrafları gibi örneklerden hareketle yası tutulabilirlik, tanınabilirlik gibi kavramları yapısalcılık sonrası neo Marksist argümanlarla irdeliyor.

“Kamusal yasın ayrımcı dağılımı muazzam önemde bir siyasal meseledir. Hüküm süren yasaya karşı çıkmak pahasına, kardeşinin ölümünün yasını herkesin gözü önünde tutan Antigone’den yana böyledir bu. Yönetimlerin kimin yasının kamu önünde tutulabileceğini ve kiminkinin tutulamayacağını düzenlemeye ve denetlemeye bu kadar meraklı olmasının nedeni nedir?”

KIRILGANLIK VE YASI TUTULABİLİRLİK

Yitirilen hayatlara dair haberlerde sıklıkla zayiat miktarını da öğreniriz ama bu hikâyeler her gün tekrarlanmakta ve bu tekrarın sonunun gelmeyeceği, düzeltilmesinin imkânsız olduğu intibaı oluşmaktadır. O halde, savaşta kaybedilen canların kırılgan karakterini kavramakla kalmayıp bu kavrayışı, savaşın gerektirdiği kayıplara karşı etik ve siyasi bir muhalefetle örtüştürmek gereğini de sorgulamak gerekmektedir. Bu durumun yol açtığı sorulardan bazıları şunlardır: Bu çerçeve / tertip yapısında duygulanım nasıl üretilir? Duygulanımın etik ve siyasi yargılarla ve pratikle ilişkisi nedir?

Bir hayatın kırılgan olduğunu söyleyebilmek için, bir hayatın hayat olarak kavranması yetmez; kırılganlığın, yaşayan varlığın idrak edilen bir veçhesi olması da gereklidir. Normatif bir kurguyla ifade edecek olursak, kırılganlığı tanımanın daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir yolu olması gerektiğini ve bunun barınma, çalışma, beslenme, tıbbi bakım ve yasal statü gibi meselelere dair somut sosyal politika biçimi alması gerektiğini söylüyorum. Ama aynı zamanda, okura ilk bakışta çelişkili gelebilecek şekilde, kırılganlığın tam olarak tanınamayacağını da söylüyorum. Kırılganlık idrak edilebilir, kapsanabilir, onunla yüz yüze gelinebilir ve belirli tanıma normları tarafından reddedilebileceği gibi bu normlar tarafından önceden varsayılabilir. Aslında, kırılganlığın insan yaşamının müşterek bir koşulu olarak (hatta insanı ve insan olmayan hayvanları birbirine bağlayan bir koşul olarak) tanınması gereklidir ama kırılganlığın tanınmasının, tanınan şeye hâkim olmakla veya onu ele geçirmekle ya da hatta bütünüyle bilmekle aynı şey olduğunu düşünmemeliyiz. Dolayısıyla, tanıma normlarının kırılganlığın idrakini temel alması gerektiğini öne sürecek olsam da (ki bunu öne süreceğim) kırılganlığın ne tanımanın bir işlevi ya da etkisi olduğunu ne de kırılganlığı kaydetmenin tek ya da en iyi yolu olduğunu düşünüyorum.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.