Sahibinin Sesi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

"Sahibinin Sesi", Sevim Burak’ın Yanık Saraylar’ı yayımlamasından tam 17 yıl sonra yayımlanmıştı. Sevim Burak, Yanık Saraylar'da Levanten kültürün ruhunu da yansıtarak yer yer Tevrat'ın anlatımından yararlanarak yazdığı "Ah Ya Rab Yehova" öyküsünü Sahibinin Sesi kitabında oyunlaştırdı. Zembul ve Bilal'in trajik aşk öyküsünü; çok kültürlülüğün, parçalanmanın, deliliğin izlerini sürerek yazdığı bu oyun 1985'te Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi.

I. PERDE

(Bilal Bey’in odası. 1930 yıllarında moda olan birkaç eşya ve antikalar. Çalışma masası, divan, ağır perdeler vb. Odanın bir antreyle dış kapıya açıldığı ve iki iç kapısı olduğu görülür. Bilal özentili ve süslü tavırlarla elinde bir dürbün dışarıyı gözetlemektedir. Yüzündeki ifade alaylı ve mübalağalıdır. Bir problemi çözmek istediğini göstermektedir.)


BİLAL (dürbünü sağa sola çevirmekte, ayarlamaktadır. Birden kaşları çatılır.): Ziya Bey geliyor... Mösyö Verdu... Mahallemizdeki dulların gözdesi... (Alaylı) Mavi sakal.. Mavi Sakal... Ooo... Ooo... Ne görüyorum? Ebe Hanım... Pardon, Ebe Madam Anastasya...
Ziya Bey kapıyı açtı. İçeri girdi. Ebe Madam Anastasya da arkasından... Kapı kapandı... Gene bir şeyler dönüyor... Acaba ne? Akşama öğreniriz. (Durur sonra dolaşmaya başlar, seyircilere anlatır, anlatım mesaj biçimindedir). Zembul bu gece hastalandı. Bu sebepten sabah geç kalktım. Saatim durmuştu, iskeleye kadar inip saatimi ayar ettim. Sonra, kasap dükkânına uğrayarak yarım kilo kıyma, iki yüz elli gram kebaplık et aldım, eve geldim. Sonradan bir yere çıkmayıp evde istirahat etmekle vakit geçirdim. (Esner) Yarın, Fatih’e gidip Valide merhumun mezarını ziyaret edeceğim. Dün, Şahende ablamdan haber aldığıma göre günlerdir yağan şiddetli yağmurdan lahidin kapısı açılmış, içeriye sular dolmuş (esner), bir serseri çocuk bularak içerisini süpürtmeli...
(Işık söner.)
(Gecenin geç bir saati. Bilal taht gibi bir koltukta oturmaktadır. Seyircilere dönüp o günün macerasını anlatır, daha doğrusu günün mesajını verir.)
BİLAL: Sabah 8.50 vapuru ile İstanbul’a geçip babamın evine gittim. Babam dün geceyi uykusuz geçirmiş; (durur) Valide merhumun mezarına da uğrayarak ziyaret ettikten sonra Fatih’ten bir tramvay alarak Beyoğlu’na çıktım. Taksim Bahçesi’nin sabah matinesine gittim. Memnun kalmadım. Program değişmemiş, artistler hep aynıydı. Macar Zozo Dalmas, Beyaz Rus Kemancılar... (Kalkar, kravatını çözer.) Gece, Novotni Bahçesi’ne uğradım, üç duble mezeyle birlikte rakı içtim, 100 kuruş verdim. (Lambayı söndürür, karanlıkta dolaşır.) Zembul bugün de hiç yataktan kalkmamış... Bahçeye çıkıp etrafı bir kolaçan etmeli... (Esrarengiz) Kim oturuyor... Kim yatmış... Etrafta neler oluyor?
(Işık söner.)
(Bilal bu kez gayet süslü ve şık, kapıdan içeri girer, şemsiyeyi asar, düşüncelidir. Günlük mesajını seyircilere verir.)
BİLAL: 8.25 vapuru ile İstanbul’a geçtim. Beyoğlu’nda tıraş oldum. Babamın evine gittim. Yüzünü sarı gördüm. Babam, ufak bir buhran geçirmiş (Bir an düşünceli, cebinden saatini çıkarır dinler. Masanın üstüne koyar.) Hüseyin Efendi Lokantası’nda piliç, börek, kavundan ibaret öğle yemeği yedim. Beyoğlu’nda bir iki tur yaptım. Tünel tariki ile aşağıya inip Tokatlı’da ayaküstü birkaç bira içtikten sonra Mektebe gittim, maaşım olan 49 lira 50 kuruşu aldım. (İçeriye seslenir.) Hanııım... Zembulüüll (durur) cevap vermiyor...
(Seyircilere) Bugün tam üçüncü gündür ki Zembul Hanım yataktan çıkmamaktadır. (Çıkar, ışık loşlaşmaya başlar, Bilal’in sesi odada konuşmaya devam eder.)
BİLAL’İN SESİ: Babam, dün gece uyurken geçirdiği buhran esnasında benim ve Zembul Hanım’ın istikbaline ait oldukça sıkıntılı ve tafsilatlı bir rüya görmüş, anlattı...

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.