Roman Medyadan Önce Gelir - Seçme Yazılar

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Roman Medyadan Önce Gelir, 1950 Kuşağı’nın öncü yazarlarından Orhan Duru’nun dergi ve gazetelerde yayımlanmış ancak daha önce kitaplaşmamış yazılarından oluşuyor: 1950’li yılların baskıcı ortamında, bir edebiyat kurma çabasıyla toplumu değiştireceğine inanan Duru’nun ilkgençlik yazılarından gezi notlarına, öykü üstüne denemelerinden portre yazılarına ve kitap eleştirilerine uzanan kapsamlı bir derleme... Getirdiği çözümlerle, birbirinden ilginç saptamalarla güncelliğini sürdüren yazılar, gerçek edebiyat okurları ve edebiyat tarihimiz için birer kaynak niteliğinde.
Roman Medyadan Önce Gelir, nereden bakılsa yarım yüzyılı geçen bir yazı serüveninde sorumluluğunu iliklerine kadar hissedip sahiciliği hiçbir zaman kaleminden düşürmeyen usta bir yazarın öykü dünyasının ardındaki birikimi ve çabayı ortaya koyan bir kitap. Adeta bir hiza-yoklama denemesi...

Boğazı Kesilen Roman

Nedim Gürsel’in Boğazkesen, Fatih’in Romanı adlı yeni yapıtını anlamaya çalışıyorum. Yazarın bu romanı kaleme alabilmek için büyük uğraş verdiği, belli bir dönemin tarihini didik didik ettiği, birtakım belgelere ve tanıklıklara bağlı kalabilmek için aşırı titizlik gösterdiği anlaşılıyor. Belki de Gürsel’in Fatih Sultan Mehmet’in yaşamından büyülendiği, ona tutulduğu, onun bir portresini roman biçiminde sunmak istediği öne sürülebilir. Bunu istemişse doğrudan Fatih’in yaşam öyküsünü yazabilirdi. Ama böyle yapmıyor Gürsel, dolaylı ve dolambaçlı bir yol izliyor. Birtakım değişik yöntemlere başvurduğu da söylenebilir. Bunu da, belki yapıtını Fatih ağırlığından kurtarmak, belki de ortaya çıkan ürüne roman denilebilsin diye yapıyor.
Ne için yapıyor olursa olsun, romanın akışına bakıyoruz: Başlangıçta Fatih’in romanını yazmak isteyen bir yazar var. Bu, asıl yazardan yani Nedim Gürsel’den başka bir yazar. Belki de romanın kahramanı. Bu yazar Anadoluhisarı’nda bir yalıya kapanıp karşısındaki Rumelihisarı’nın yapımından başlayarak “Boğazkesen” adıyla Fatih’in romanını yazmaya çalışıyor. “Boğazkesen” Rumelihisarı’nın eski adı. Yazma işini de bayağı iyi götürüyor. Bu arada yalının kapısını bir genç kız çalıyor. Yazar bu genç kızla hemen sevişiyor. Genç kız devrimci ve işkence görmüş biri. (Genç kızların nedense hep devrimci ve işkence görmüş olmaları gerekiyor.) Romanın kahramanı yazar, genç kızı kısa sürede başından savıyor. Çünkü onun “Boğazkesen” diye bir roman yazması zorunlu... Bu arada Fatih’in, Çandarlı Halil 268
Paşa’nın, Akşemsettin’in öyküleri sürüyor. Kesilen kellelerden kanlar fışkırıyor, kazığa çakılanlar dehşet saçıyor. Kösnül ağırlıklı cinsellik sayfalardan taşıyor. İstanbul’un fethini Fatih’in kazığa vurdurduğu bir Venedikli kaptanın seyir kâtibi genç ve parlak Nicolo’nun ağzından izliyoruz. Bu arada okullarda okuduğumuz tarihlerden öğrenmediğimiz pek çok şey oluyor. Örneğin gemiler karadan yürütülüp Haliç’e indiriliyor. Dev toplar İstanbul’un surlarını dövüyor. Türk donanması başarısız kalınca Fatih atını denize sürüyor. Bütün bunlar oluyor ama Anadoluhisarı’nda yalıda bulunan yazar bir türlü romanını bitiremiyor. Roman “tutarlı, bağdaşık bir metinden çok yamalı bohçaya” benziyor. Gerilim de burada ortaya çıkıyor. Her romana biraz gerilim gerekli. Yazar romanı bitirecek mi? Bitiremeyecek mi? Bunu herkes merak ediyor. Devrimci ve işkence görmüş kız yeniden çıkıyor ortaya. Ve müthiş bir aşk başlıyor aralarında yazarla. 12 Eylül olmuş, genç kız aranıyor. Bir gerilim daha. Üstelik yazar romanını bitirmek istiyor. Oysa genç kızla yaşadığı aşk engelliyor onu. Ondan kurtulmak istiyor. Nasıl Proust’a göre Fatih, tutkuyla sevdiği cariyesini, saplantıdan kurtulmak için kendi eliyle hançerlemişse öyle bir şey yapması gerekiyor. Kitabın adı da “Boğazkesen” olduğuna göre, Yenikapı açıklarında boğazı kesilmiş bir genç kız cesedi bulunarak roman bitiyor.
İşte bu romanı anlamaya çalışıyorum. “Anlayıp da ne olacak? Romanlar anlaşılmak için yazılmaz. Anlaşılmaları gerekmez.” diyecekler çıkabilir. Gene de Nedim Gürsel’in çabalarına saygı gösteriyorum. Son bir çabayla, yazarın 500 yıl öncesiyle bugün arasında bir dehşet, vahşet, kanlarla karışık bir cinsellik paralelliği kurmaya mı çalıştığını, böylece barış ve insancıllıktan yana bir mesaj vermeye mi uğraştığını kendi kendime soruyorum. Buna yanıt bulamadığım için en sonunda ben de romandaki kahraman gibi yetersiz kalıp kimseyi boğazlamadan yazımı bitirmek istiyorum ve burada kesiyorum.
(Yeni Yüzyıl, 1995)

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.