Poe: Kısacık Bir Hayat

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Gotik, teatral bir kişilik, ürkütücü bir güzelliğin peşinde ölümün nefesiyle tutkuyla canlanan bir edebiyat...
Detektif hikâyelerinin, bilimkurgunun öncüsü yazar ve dünyanın en önemli şairlerinden Edgar Allan kısacık hayatına karşın üç asırdır etkisini koruyor.
“Kuzgun”, “Morg Sokağı Cinayetleri”, “Balon Şakası”, “Annabel Lee” gibi yenilikçi şiir ve öykülerin yazarı Edgar Allan Poe’nun YKY’den çıkan biyografisini usta yazar Peter Ackroyd kaleme aldı.
Ackroyd; Poe’yu ailesi, aşkları, alışkanlıkları, edebiyat dergiciliği, konferansları ve eserleriyle anlatıyor.
Edgar Allan Poe (1809-1849) Her ikisi de profesyonel oyuncu olan, üç çocuklu David ve Elizabeth (Arnold) Poe'nun ikinci çocuğu olarak Boston'da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti. Ertesi yıl annesi veremden öldü. İskoç tütün tüccarı John Allan ve eşi kendisini evlat edindi. Ortanca adı Allan buradan gelir.
Peter Ackroyd 1949’da Londra’da doğdu. Cambridge Üniversitesi’ni bitirdi. Yale Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulundu. 1973-1982 yılları arasında Spectator dergisinin yayın yönetmenliğini yapan Ackroyd The Times gazetesinin de baş kitap eleştirmenidir. YKY’den çıkan kitapları: Chatterton; Doktor Dee’nin Evi; Hawksmoor; İlk Işık; İngiliz Müziği; Troya'nın Düşüşü.

Bayan Shew’un gidişi ve Bayan Locke ile yaptığı hatalı başlangıç, Poe’nun kadınların yakınlığını tutkuyla arzulamasını engellemedi. 1848 yazında “Amerika’nın Şairleri ve Şiirleri” konulu bir konuşma yapmak için gittiği Massachussetts eyaletinin Lowell şehrinde Bayan Locke ve kocasını ziyaret etti. O sırada Bayan Locke onu komşusu olan, Annie Richmond adında genç bir kadınla tanıştırdı. Poe daha sonradan yazdığı bir kurgu makalede ona ilk görüşte vurulduğunu iddia ediyordu. “Tarifsiz bir tevazu içinde yaklaştığını gördüğümde, dedim ki kendi kendime, kuşkusuz, yapay zarafetin karşısındaki doğallığın en mükemmelini bulmuştum... Derin gözlerinden yayılan aşk ifadesi, ya da saflığın bu kadar yoğunu daha önce hiç yüreğime saplanmamıştı.” Gözleri “ruhaniydi”. Belki de onun da erkenden ölebileceğini düşünmüştü.

Konuşmasını yaptıktan sonra akşamın geri kalanını ve ertesi günün büyük bölümünü Annie Richmond’la birlikte geçirdi. Kocası ve erkek kardeşi de yanlarında olabilir, ama bu heyecanını azaltmışa benzemiyordu. Jane Locke çoktan unutulmuştu bile. Annie Richmond’u “Başka hiç kimseye benzemiyordu... Yaşamındaki bana anlattığı olayların da tıpkı hikâyeleri gibi gerçekdışı bir havası vardı,” diye hatırlıyordu. Poe her zaman noksandı, kendisine sevgi, hatta nezaket gösteren herkese tutkuyla bağlanıyordu. Soyut “güzelliği” bilgeliğin ve tesellinin kaynağı ola116 rak görmesinin nedeni buydu. Ama aynı zamanda kendi pozisyonunu acımasızca hesaplıyor ve inceliyordu, zindanını oluşturan tüm öğelerin üzerinde duruyordu.

Örneğin, Annie Richmond ile tanıştığı ay, kendisine kısa süre önce bir sevgililer günü şiiri gönderen Rhode Island, Providence ’tan şair Sarah Helen Whitman’ı gizliden gizliye soruşturmayı ihmal etmemişti. Bir tanıdığına “Bana onun hakkında bir şey söyleyebilir misin? Herhangi bir şey olur, her ne biliyorsan...” diye yazmıştı. Mektubu, çaresiz bir durumda olduğunu ele veriyordu: birisinin sevgisine ve tesellisine ihtiyacı vardı, şiirsel bir yakınlık kurduğu herkes olabilirdi bu. Daha fazlasını isteyen bir yetimdi.

Sonra, Temmuz’da görünüşte bir dergiye abone toplamak için çocukluğunun geçtiği Richmond’a seyahat etti. Ancak barlarda ve meyhanelerde içtiği ve Eureka’dan bölümler okuduğu söyleniyor. Southern Literary Magazine’in editörü “yakın zamanda yaptığı Richmond seyahati nahoş budalalıklardan ibaretti,” diyordu. Sanki biraz abartıyordu.

Eski aşklarından biriyle görüşme ayarlayacak kadar kendindeydi. Virginia Üniversitesi’ne gitmeden önce âşık olduğu Elmira Royster artık Bayan Shelton adında varlıklı bir dul olmuştu. Yıllar sonra yeniden bir araya gelmenin Poe’ya heyecan verdiğini hatırlıyordu sonradan: “Büyük bir heyecanla yanıma geldi ve ‘Ah, Elmira, bu sen misin?’ dedi.” Poe ona evlenme teklif etmeyi bile düşünmüş olabilir, ama diğer dul Sarah Helen Whitman’dan gelen şiir üzerine planlarını değiştirdi. Şiir ölümsüz bir dizeyle sona eriyordu: “Yaşıyorum ‘Güzellikle ki Umuttur o’”. Maria Clemm aracılığıyla şiiri aldığında Richmond’dan ayrılıp Providence’a gitti. Daha önce yazdığı bir mektuba başvurabiliriz: “Aşk’ı üzerinden atamaz, onu hafife alamazsın. Son gününe kadar kurtulamayacağın bir şeytandır o. Senin bir parçandır, ruhunun bir bölümüdür.” Poe için de böyle oldu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.