Otizm Salgını - Otizm Salgınının Toplumsal Kökenleri

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Otizm artık herkesçe tanınır bir hale geldi. Bir kere aramaya başladınız mı, otizmin her yerde olduğunu fark ediyorsunuz.

Neden? Cevabını hepimiz biliyoruz – ya da bildiğimizi zannediyoruz: Bir otizm salgını var. Bir salgın karşısında ne yapılması gerektiğini de biliyoruz: Bol miktarda para saçılmalı, tanı merkezleri kurulmalı ve salgının bir açıklaması bulunmalı ki yeni vaka sayısı düşsün ve salgın kontrol altına alınsın.

Ama her şey gerçekten de bu kadar basit olabilir mi? Bu kitap bambaşka bir yorum sunuyor. Yazarlar, otizm vakalarında son zamanlarda yaşanan artışın, asıl depremin “artçı şoku” olarak anlaşılması gerektiğini savunuyorlar. Asıl deprem ise 1970’lerin ortasında zekâ geriliğinin kurumdışılaştırılmasıydı.

Kurumdışılaştırma, yalnızca çocukluk çağı gelişim bozukluklarını ele alacak kurumsal çerçevenin değil, söz konusu bozukluklara baktığımız kültürel merceğin de kökten değişmesine yol açtı. Bu değişim sayesinde artık çocukluk çağı bozukluklarını akıl hastalığı veya zekâ geriliği, iyileştirilebilir veya iyileştirilemez kategorileri içinde değil, aralarda bir yerde görebiliyoruz.

NİÇİN TERAPİLERE ODAKLANIYORUZ?

Buraya kadarki savımızı özetlemek gerekirse: otizm tanılarının sayısındaki artış kurumdışılaştırmanın dolaylı bir sonucudur. Kurumdışılaştırma akabinde gelişen ve toplum içinde tedavi, özel eğitim ve erken müdahaleden oluşan yeni kurumsal matriks, özellikle de otizmi bu matriks içerisinde tedavi etmeyi amaçlayan terapiler, akıl hastalığı ile zekâ geriliği arasında belirsiz ve ikircikli bir alan oluşturan, böylelikle de bir salgının temellerini atan bir otistik bozukluklar spektrumuna yol açtı. Okurlarımız, haklı olarak, bu iddiamızın sosyal bilimcilerin “put kırıcı” savlar zincirine –bunların belki de en bilineni Szasz’ın “The Myth of Mental Illness” başlıklı çalışmasıdır –eklenen yeni bir halkadan ibaret olduğu şüphesine kapılabilir. Bu kısma başlarken okurlarımıza, terapilere odaklanmanın otizmin gerçekliğini inkar etmek anlamına gelmediğini gösterme sözü veriyoruz. Aslında, benimsediğimiz terapi odaklı sosyolojik yaklaşımın, otizmin özgül gerçekliğini ve otizm salgınını tırnak içine almaksızın kabul etmeye daha uygun olduğunu göstermek istiyoruz. Tıp araştırmacılarının “natüralist açıklamalar” adını verdiğimiz sosyolojik olmayan yaklaşımları ise, kaçınılmaz bir şekilde, otizmin gerçekliği ve otizm salgını hakkında tartışmalara yol açıyor.

“Natüralist açıklamalar” derken şu tür savları kastediyoruz: “Otizm tanılarının sayısındaki artış, gerçek otizm vakalarının sayısındaki fiili bir artışın doğrudan bir yansımasıdır ve bu artışın nedeni ...” Bu tür savların değişik versiyonları mevcut ve okurları bunlardan birini seçmekte özgür bırakıyoruz. Bazı araştırmacılar otizmin artan yaygınlığı ile çevresel zehirlilik arasında bir bağıntı olduğunu gösteren kanıtlar aramakta (Roberts ve diğ. 2007). Ebeveynlerden oluşan bir grup, yeni otizm vakalarını aşılardaki cıva temelli katkı maddelerine bağlayarak büyük bir tartışma başlattı (Bernard 2004). Başka araştırmacılar otizmi televizyon izlemeyle ilişkilendirdi (Waldman, Nicholson ve Adilov 2006). Tüm bu açıklamalar “kirlilik” modeline dayanır ve kimi antropologlar bu modeli kadim bir ahlaki suçlama ve kınama anlatısı olarak nitelendirmişlerdir (Douglas 1966, 1992). Diğer yandan, bazı araştırmacılar ve yorumcular salgında “kimsenin kabahatinin olmadığı” konusunda bizi temin ediyor ve otizm tanılarının artmasını bilgi ve enformasyon teknolojileri çağının giderek daha fazla tetiklediği genetik bir kalıtıma bağlıyor (Baron-Cohen 2006). Fakat şunu özellikle vurgulamak gerekir ki, otizmle ilgili natüralist araştırmaların büyük çoğunluğu, yaygınlığın artması meselesine hiç dokunmayıp sadece otizm, genler ve beyin süreçleri arasında bağlantılar kurmaya çalışıyor. Biyologlar ve genetik bilimciler, otizmin toplumsal inşacı açıklamasını benimsemekle birlikte, çevresel etkenler veya kirleticilerle etkileşim içindeki bazı çoklu gen bileşimlerinin, yaygınlığın artmasında pay sahibi olabileceğini de muğlak ve ihtiyatlı bir dille ima ediyor.

Kimi ya da neyi suçlarsa suçlasın, veya bir suçlamada bulunmaktan isterse tümüyle kaçınsın, natüralist açıklamaların hepsi de, otizmin yaygınlığındaki artışa getirdikleri açıklamaların inandırıcılığına gölge düşüren iki sorunla karşı karşıyadır

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.