Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Coğrafyası

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Ortaçağın geçerli tek zenginlik kaynağı toprak, geçerli tek siyaset tarzı da fetihti. Bu iki vazgeçilmez hayat koşulunun gerçeklerini kabul eden iktidar sahipler, yeryüzü mirasını şekillendiren büyük imparatorlukların temellerini attılar. Osmanlı İmparatorluğu, hiç kuşkusuz bu mirasta pay sahibidir. Oğuzlar'a bağlı Kayı boyu, 13. yüzyıl sonundan itibaren Anadolu, Balkanlar ve Akdeniz coğrafyasını kuşatacak toplumsal siyaseti adım adım inşa etmiştir. Roma, Bizans ve Abbasi yönetim geleneklerini bünyesinde barındıran bu siyasi irade, 16. yüzyılda kendi tarihsel coğrafyasının sınırlarına vardığında, dünya artık eski dünya değildi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu, hem bir hakimiyet sembolü, hem de kültürler arası kaynaşmanın baş aktörü olarak tarih sahnesinde yerini almıştı. Donald Edgar Pitcher, tarih araştırmalarında artık bir "klasik" sayılan ünlü çalışması Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Coğrafyası'nda, bu aktörün ilginç serüvenini, özel olarak hazırlanmış haritalar aracılığıyla inceliyor. Pitcher'ın anlatısına eşlik eten haritalar, yalnızca siyasi sınırları değil, farklı din, dil ve ırkların tarih içindeki varlıklarını da somutlaştırmakta. Kitap, eleşitirel kaynakçası, dizini ve metni bütünleyen haritalarıyla Osmanlı İmparatorluğu konusunda temel bir başvuru kaynağıdır.

I. Dünya Tarihinde Türkler
Türkler bu isim altında (Çincesi: T’u-kiu) tarihte ilk kez M.S. 6. yüzyılın ortalarında görüldüler. Yerleşim yerleri Altay Dağları’nın eteklerinde, Moğolistan steplerinin batı tarafındaydı. Atalarına ilişkin bilgi karanlıktı. Bazı oryantalistler, bugün bile hâlâ, Türklerin yakın ataları olan Hiung-nu’ların Türk mü, Moğol mu ya da proto-Türk mü yoksa Türklerin ve Moğolların ortak ataları mı olduğunu tartışmaktadırlar.

Türklerin dünya sahnesine çıkışlarından itibaren gelişen karmaşık öykülerini böyle özet bir kitapta anlatmanın en iyi yolu bir dizi harita aracılığıyla olacaktır. Bu bölümde gönderme yapılan ilk dört harita Türk tarihinin iki belirgin özelliğini ortaya çıkarmaktadır.

a) Türkler aslında hep göçebe bir toplum olarak kalmaya eğilim göstermişlerdir. Zaman içersinde Altay çayırlarından, isimlerini verdikleri Türkistan’ın batısındaki otlakları ve güney Rusya’nın Deşt-i Kıpçak ya da Hazar stepini (her iki isim de yine Türk halklarından gelir) aşarak Hazar’ın çevresinden Azerbaycan steplerine ve Anadolu’ya yayılmışlardı. Altay yurdunun doğusundaki Moğolları zapt edememişler, buna karşılık Moğollar belki de Türk kökenli olan Nayman, Merkit ve Kereit gibi bir zamanların önemli insan topluluklarını Moğollaştırmışlardı. Oğuz Türkmenleri Anadolu’ya birkaç dalga halinde geldiler; ilk gelenlerden olan Selçukluları daha sonra aralarından Osmanlı Türklerinin de çıkacağı diğer göçebe toplulukları izledi. Toynbee’ye göre Osmanlılar göçebe alışkanlıklarına, imparatorluğun örgütlenmesinde etkin bir işlev kazandırmışlardı.

b) Türkler her zaman için bir imparatorluk halkı olmuş, imparatorluk kurmak onlarda bir alışkanlık haline gelmişti. Hiçbir zaman Moğol başarısının görkemli boyutlarına ulaşamamış olsalar da kurdukları devletlerin birçoğu daha uzun ömürlü olmuştur. Haritalar, Türk topluluklarının kurduğu en az bir düzine kadar birinci sınıf devletin varlığına işaret ediyor. Yine bir o kadarı da bazen Türk önderler tarafından bazen de onların soyundan gelen askerî bir zümrenin desteğiyle kurulmuştur.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.