Ne Tuhaf - Seçme Şiirler

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları
Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar
Kelimelerle yaşamam

Ağaçtan çok ağaç sözünü
Denizden çok deniz sözünü sevmem

Halbuki bir sabah erken uyanınca
Balkona çıkmak da güzel

Yalın ve Ürpertici

Hayat çok tuhaf: 1977 ya da 1978 yılında, yani 35-36 yıl önce, 22-23 yaşlarında ve henüz hiçbir şey yazmamış, hiçbir şey çevirmemiş, hiçbir kitabın editörü olmamış, sadece okuyan, çok okuyan, hep okuyan bir delikanlı, Kadıköy’de Akmar Pasajı’nın (o zaman da adı aynı mıydı?) postane tarafındaki kapısının bitişiğindeki Anadolu Kıraathanesi’nde (üstü Anadolu Oteli’ydi yanılmıyorsam ve daha yaşarken adı silinen, öldükten sonra da el birliğiyle unutulmuş şair ve romancı İlhami Bekir Tez orada kalırdı) şair, öykücü, oyun yazarı ve denemeci Sabahattin Kudret Aksal’la tanıştığında, daha doğrusu kendini ona (biraz da zorla) tanıttığında, yıllar sonra Aksal’ın şiirlerinin, öykülerinin ve denemelerinin editörlüğünü yapacağını bilemezdi kuşkusuz. Tabii ki şu anda sunuşunu okumakta olduğunuz bu seçme şiirler kitabını hazırlayacağını da. Ama, galiba, dedikleri doğru: “Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.”
O gün orada beni herhalde en az bir saat boyunca sabırla dinleyen Sabahattin Kudret, 1920 doğumlu olduğuna göre, şimdiki yaşımdan biraz daha gençmiş. Hep o günkü gibi hatırlayacağım: Karşısındakini içten bir dikkatle dinleyen, (asık suratlı değil güvenilir anlamında) ciddi bir adam. Sabahattin Kudret Aksal’ı bir daha görme, dolayısıyla insan olarak daha iyi tanıma şansım olmadı. Ama 1993’te, ölümünden birkaç ay sonra, son günlerinde yayına hazırlayıp bıraktığı son şiir dosyası Batık Kent’in editörlüğünü yaptım. Sonra art arda öykü ve deneme kitaplarının... Böylece onu şair, öykücü ve denemeci olarak iyice tanıma fırsatım oldu.
Aksal, içinde bulunduğu şairler kuşağının pek çok üyesi gibi, şiir dışı alanlarda da kayda değer başarı gösterenlerden: Dile gösterdiği özeni, karakter çözümlemelerindeki titizliği ilk öyküsünden son öyküsüne kadar korumuş bir öykücü; oyunları tiyatronun hem profesyonellerinin hem de seyircisinin büyük ilgisini çekmiş, kültleşmiş bir oyun yazarı; aldığı felsefe eğitiminin hakkını veren yazıları aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ okunabilecek nitelikte bir denemeci.
Ama en önce şair. Sayıları 700’e yaklaşan şiirleri arasından seçilip bu kitapta yer alan şiirler, en güçbeğenir okuyucuyu bile onun bütün ömrünü kaplayan şiir çabasının kalitesine itiraz kabul etmez bir biçimde ikna edecek yeterliktedir sanıyorum.
Aksal’ın şiiri konusundaki temel değerlendirmeleri kitabın sonunda yer alan biyografisinde bulabilirsiniz. Ama, onun dil ve yazım konusunda kendisini sürekli yenilediğini söylemeden geçemeyeceğim. Bu kitapta yer alan şiirleri seçmek için Arif Yılmaz’ın notlarla yayına hazırladığı Şiirler (1938-1993) kitabını tararken bu gerçeği bir kez daha gördüm: Aksal, kitaplarının her yeni basımında hem tek tek şiirlerde hem de kitapların düzeninde sürekli değişiklik ve yenilikler yapmıştı. Burada her şiirin Aksal’ın onayından geçmiş son hali yer alıyor.
Bu kitabın adı, Aksal’ın ömrü boyunca titizlikle koruyup sürdüreceği şiir anlayışının, deyiş yerindeyse “poetika”sının en özlü ifadesi olan “Ne Tuhaf” şiirinden geliyor. 1938’de çıkan ilk şiiri “Biri Var ki” ile açılan kitap, “Baca” ve “Park” gibi yayımlandıklarından beri antolojilerin değişmez konukları olan ilk şiirlerin ardından, şairin her dönemini yetkinlikle temsil eden şiirlerle sürüyor, ölümünden kısa bir süre sonra yayımlanan son iki şiirinden biri olan “Yeryüzü” ile kapanıyor.
Sabahattin Kudret’le tanıştığım sırada, başta da söylediğim gibi, ileride bir gün bu kitabı hazırlayacağım elbette aklıma gelmezdi, gelmemişti. Ama bu dizi başladığından beri bu kitaba da sıra gelmesini heyecanla bekliyordum. Şimdi artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Beklediğime değdi. Her şeyden önce, bu ilk bakışta yalın ama derinliklerine bakıldığında ürpertici şiirleri birkaç kez daha okumuş oldum. Umarım genç okurların da okuduğuna değer...

Selahattin Özpalabıyıklar
22 Haziran 2014, Tatavla

BİRİ VAR Kİ
Biri var ki durmadan beni arar
Biri var ki mevsimlerdir beklerim
Biri var ki açmamış bir bahar
Göklerimde yıldız içimde sır
Biri var ki bahtı bende yaşar
Benim çiçeklerim açar onda
Bende musiki bende dünyalar
Biri uzakların uzağında
Biri var ki içimde sayıklar
Denizlerde kayıp ülkeleri

 

BACA
Ne bitmez şarkın var
Baca
Bütün gün tütersin

 

PARK
Alabildiğine canı sıkılan bir adam
Her gün
Parkta uyuyor

 

ŞARKILI KAHVE
Bu şehrin şarkılı kahvesi
Denize yakındır
Her gece o
Şarkı söyler
Saçında bir beyaz karanfil

 

GEMİ DİREKLERİ
Hâlâ gemi direklerinden mi bahsedeceğim
Türküsünü mü söyleyeceğim
Tayfaların ve denizin
Bilseniz ki ben
Bir apartmanlar şehrinde yaşarım
Ömrümde bir defa olsun
Bir sabah ansızın
Denize açılmadım

 

NE TUHAF
Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar
Kelimelerle yaşamam
Ağaçtan çok ağaç sözünü
Denizden çok deniz sözünü sevmem
Halbuki bir sabah erken uyanınca
Balkona çıkmak da güzel

 

GİDEN
Haliç kıyısındaki evde
Dört çocuklu ailenin
Hali yamandı
Geçen gün misafirliğe gittiğimde
Gerçi evlerinin önü deniz
Deniz değil kirli su
Çocukların yüzüne baktım
Ne bet kalmış ne beniz
Çalışıyor her biri bir işte
Ellerine geçen ne
Geçen de gidiyor eve ekmeğe
Ne üstte var ne başta
Küçük bir halıları vardı eskiden
Dururdu odanın ortasında
Görmedim bu kere
Sade o mu giden
Bir şey uçmuş gitmiş yüzlerinden
İnsanı yaşamaya bağlayan bir şey
İnsanı umutlu eden güzel eden
İnsanı insan eden
AİLE
Saatin onbiri çalmasından sonraydı
Gördüm ev halkının dağıldığını birer birer
Bilmem soyunmaya mı gittiler
Bir zaman sonra hepsi uykudaydı
Baba yaşamadaydı geçmiş zamanı
Bir pencere açık dururdu düşüncesinde
Bir kadın eşsiz elbisesinin içinde
Ne uzun zaman sevmişti onu
Çocuklarının derdindeydi anne
Biricik umudu çocuklarının
Çekirdeği değil mi onlar dünyanın
Dalmıştı bir derin uykuya öylesine
Yaşanacak bir anın sevincinde genç kız
Balkonundan uzanır gibi sarktı yatağından
Gülümsedi durdu yarı karanlık dünyasından
Başına gelecek cümle aşktan habersiz
Evin erkek oğluna gelince
Bir çemberin peşinde buldum onu
Gelmez zannederek bu koşmanın sonu
Yaşadı bir oyunu kaderince
Hepsi iyiydi iyi ve rahat
Bir aileydiler koynunda gecenin
Kalplerinde asılı duran bir bilmecenin
Anahtarını almış götürüyordu bir at

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.