Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Yazma arzusunu sürekli içinde taşıyan, hem çevresindeki dünyalara (kibarlar dünyası, aşk dünyası, sanat dünyası) bakışını, hem de okumalarını yazma eylemi için sürdüren büyük bir yazarı, roman türünde devrim yaratmış Marcel Proust’u ve “Kayıp Zamanın İzinde” adlı başyapıtını çeşitli yönleriyle konu ediniyor bu kitap.

“Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak”taki başlıca bölümler ve konular:
Kronolojiyi Yıkan Bir Romancının Biyo-Bibliyo-grafyası / Kendi Anlatımıyla Marcel Proust / Marcel Proust’un Portresi / Romanın Kurgusu ve İçerik Düzeni / Başlıca Roman Karakterleri / Yazma Serüveni / Roman Yaratma Teknikleri / Eleştiri Anlayışı / Resim Sanatı Tutkusu / Yarattığı Ressamlar Müzesi / Proust’u Yaşatan Eleştirmenler / Bir Tanıklık / Proust Albümü / Romandan Kesitler / Proust Kaynakçası / Özel Adlar ve Roman Kişileri Dizini.

Mehmet Rifat’ın Yapı Kredi Yayınları için yeni araştırmalarıyla genişlettiği “Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak” modern romanın öncülerinden Proust’u anlamak ve yorumlamak isteyenler için bir başucu kitabı.

“Marcel Proust’un Portresi” Üstüne

Günümüzde Paris’teki Orsay Müzesi’nde yer alan tuval üstüne yağlı boya bu resim, dönemin ünlü portre ressamı Jacques-Émile Blanche tarafından 1892’de gerçekleştirilmiş. Proust o tarihte 21 yaşında.

Fransız ressamı Henri Gervex’den dersler alan, bu arada özellikle Manet ve Degas’yı izleyen Jacques-Émile Blanche, Mallarmé, Cocteau, Stravinski, Joyce, Max Jacob, Bergson, Bourdelle, Giraudoux, Valéry ve Gide’in de portresini yapmış. Hatta Gide’in portresini Proust’un portresiyle aynı anda tamamlamış. Ressam bu portreyi yapmadan önce 1 Ekim 1891’de Marcel Proust’un kara kalem bir eskizini de gerçekleştirmiştir.

Portredeki Marcel Proust görüntüsüne baktığımızda şu özellikler dikkati çekiyor: Proust ayakta duruyor (zaten elimizdeki bilgilere göre ressam da önce ayakta bir boy portresi çizmiş, sonradan ayakların ve ellerin göründüğü bölümü yırtıp atmış), sanki uzun süre poz vermekten yorgun düşmüş. Üzerinde bir suare giysisi var.

Kostüm ile fonun koyuluğu, yüzün ve yakanın açıklığıyla birbirini tamamlıyor. İri siyah gözler, petek gözler: Hem dış dünyanın bütün özelliklerini yakalamaya çalışıyor hem de kendi iç dünyasına bakıyor, iç dünyasında bir yerlere takılı. Göz altları hafifçe morarmış.

Uykusuzluk çektiği buradan da belli değil mi! Dudaklar kösnül, kırmızı, kadınsı. İncecik bıyıkla bir karşıtlık oluşturuyor; ama bir açıdan da dudak ve bıyık birbirini bütünlüyor: Bunu söyleyince hemen ceketin yakasında şıklığı tamamlayan çiçeğe bakalım: Bir orkide bu, er-dişi (hermafrodit) bir çiçek. Proust’un hiç evlenmediğinide burada hemen belirtelim. Oysa düzenli biçimde belli aralıklarla hep evleneceğini açıkladığını bugün çok iyi biliyoruz.

Söylediklerine bakılırsa, en azıdan on beş kez nişanlanmış. Seçim yapmada güçlük çektiği için de evlenmeme yolunu seçmiş! Evet tablo şıklık düşkünü bir kibarlar âlemi insanını betimliyor. Ama az önce başladığımız portre betimlemesini yine yukarıdan aşağıya doğru sürdürelim, yüz ile “kravat”ın ovalliğini de topluca vurgulayalım: Yüzün ovalliği, ipek “kravat”ın ovalliğiyle sürüyor, yüz âdeta aşağıya doğru çekiliyor. Bir de tenin rengine bakalım:
Donuk bir bakışa, solgun bir yüz. Yüzün biçimi, solgunluğu, bakıştaki donukluk ona yaşayan bir Proust değil de bir “Mesih” havası veriyor âdeta. Portredeki Marcel Proust, “Kayıp Zamanın İzinde”nin Proust’u değil henüz. Marcel Proust bu portreyi çok sevecek ve yaşamının sonuna kadar, taşındığı evlerin duvarlarına asacaktır...

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.