Kitapla Direniş - Yazılar / Söyleşiler / Soruşturmalar

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Handan İnci’nin yayına hazırladığı Kitapla Direniş’te Tomris Uyar’ın 1966-2007 yılları arasında dergilerde yayımladığı yazılar, söyleşiler, soruşturma yanıtları var. Öyküleri, günlükleri ve çevirileriyle tanınan Uyar, şiirden romana, öyküden çeviriye, dil sorunlarından edebiyat ortamına ilişkin birikimlerini, gözlemlerini, yorum ve eleştirilerini keskin bir biçimde dile getiriyor.

Kitapla Direniş, yazarın kırk yıla yayılan tutarlı, nitelikli, özgün, dirençli edebiyat düşüncesini bugüne taşıyor.

Nezihe Meriç’e Sorular

Uzun bir aradan sonra Bozbulanık’taki öyküleri gözden geçirirken, neler duydun? Aralarında yazmamış olmayı istediklerin oldu mu? Geçmiş yıllarda, gençliğimizde yazdığımız o öyküler, o yılların anılarıdır. O yılların yaşanmışlığıdır. Amatör bir yaşamın. Böyle olunca, her şeyiyle, saflığıyla, acemilikleriyle, özellikle heyecanıyla... Sonra deneysiz, umutlara açık, hiç bitmeyecek sanılan bir ömre, şuralarda bir yerde duran aydınlık, güzel bir geleceğe göre ayarlı olduğundan sıcak, cana yakın oluşlarıyla... Ben Bozbulanık’taki öyküleri, bunca yıl sonra, yeniden gözden geçirirken, bunları yeniden yaşadım. Hiçbirini çıkarmadım. Hepsini çok sevdim gene. Ben zaten, yaşayıp geçtiğim hayatımı da bütün acılarına, sıkıntılarına karşı hep sevmişimdir. Herkes için böyle mi bilmem ama, ben yazdıklarımı çok severim. Döner döner okurum. Okur okur inceden ağlarım. Hüzün falan değil canım, yani “Aferin, ne güzel yazmışım. Bu ancak böyle yazılırdı işte,” diye düşündüğümden. Belki şaka yapıyorum ama, her şakada bir gerçek payı vardır.

Roman yazmıştın bir ara. Öyküden vazgeçememenin nedenleri? Evet roman yazdım. Korsan Çıkmazı. Ama o zaman roman yazmaya hazır değildim. Sadece heves vardı içimde. “Roman yazamam” diye düşünüyordum. Çekingendim. O yüzden, romandan vazgeçip Meli’nin öyküsünü yazdım. Topal Koşma’nın Susuz’larından biri oldu. Ama, istek beni zorluyordu. Roman olmak isteyen birikim zorluyordu. Kolayca açıklanamaz bu. Oturup yazdım ben de. Oyun yazmak isteği de sarmıştı bir yandan. Bir de oyun yazdım: Sular Aydınlanıyordu. Sonra hep öyküler öyküler vardı. Onları da yazdım. Ama bu, öyküde karar kıldım demek değil. Öyle rastladı. Şimdi gene bir roman var elimde: “Kentsizin Kenti” olacak adı. Bir yandan da küçük öyküler... Hayatın çok içinde bir insansın. Titiz bir ev kadınısın ayrıca. Bu özellikler yazma uğraşını zenginleştiriyor mu, engelliyor mu? Evet, sahiden de son derece içindeyim yaşamın. Başka türlü olmayı bilemediğim için. Bu bir yapı meselesi. Bu, yazmayı elbette engellemiyor. Tersine, gerçek en ince ayrıntılarına dek algılanınca, sanat yapıtına, zengin birikimlerden geçerek dönüşüyor. Yalnız şöyle bir şey var, ben günlük hayatımı da ayrıntılara göre yaşıyorum. Kabaca söylersek, yapı olarak becerikli denen tiptenim ben. Bu, beceriklilikten çok, yaşama duyduğum ilgi ve sevgi çokluğuyla açıklanabilir. Çiçek yetiştirmekten, bir olayı, bir durumu, bir şeyi güzel anlatmaya, tadı tuzu yerinde güzel yemekler yapmaktan, değişik biçimler icat ederek kullanışlı, havalı giysiler dikmeye, çakıl taşlarıyla kolyeler, yüzükler yaparken kalın iplerden çanta örmeye geçiyorum. Durmadan okuyanlar sınıfından olduğum için, okumamı evin çeşitli köşelerinde açık duran üç dört kitaptan yürütürüm: Bunların arasına, çarşıya pazara gitme, otobüslere binme, ev halkıyla arkadaşlarla, eşle dostla uğraşma, ilişkilerdeki sevgiler, sinirlenmeler vb. de girince... Ha, bir de sinemasız yaşayamam. Elimden gelse birinden çıkıp öbürüne girerek günde iki üç film seyredebilirim. Günün neredeyse tümünde müzik dinlerim. Eh, bunca işe zaman yetmiyor. Bir çıkışta en az on kilometre yürüdüğümü, aylak dolaşmalara bayıldığımı da saymadım daha. Zaman hep az gelir bana. Az yazışımın nedeni bunlar değil. Bu da bir yapı meselesi. Aşırı titizliklerim var. Bir öyküyü oluştururken, işçilik yoruyor beni. Her aydının içeriği vardır. Önemli olan, bu içeriği, belli bir biçim içinde ifade etmektir. İş sadece konuyu denkleştirdikten sonra yazıp gitmek olsa; durma, üretmek kolay o zaman. Ben dile aşırı duyarlı biriyim. Harflerin, sözcüklerin, tümcelerin yan yana gelişi, birbiriyle karşılaşması, uyumu; tınısı... Kolay mıdır bir beyaz kâğıda üç sözcüğü yan yana koymak! Bu işlemi sürdürmek! Her sözcüğün arkasında bir dünya vardır. Geçmişin, bu günün, yaşamakta olanın, insanın, toplumun devinimini, evrimini, devrimini, her bişeyini içerirken, kolay mıdır yazı yazmak! Ateşle oynamaktır.

Nokta, Sayı 6, 22-28 Mart 1983

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.