Irmağın Cinleri

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

28 dile çevrilen romanı “Ölü Gömme Törenleri” ile büyük bir uluslararası üne kovuşan Hannah Kent, edebiyat dünyasına yaptığı bu mükemmel başlangıcın ardından ikinci eseriyle çıkıyor okur karşısına. Yine gerçek hayattan ilhamla kurgulanmış bir hikâye ve okurun zihnine ağır ağır sızan, acı bir dil, cesur bir anlatım.

İki dünya arasında kadim bir kapı ve o kapıyı bekleyen yaşlı şifacı.

Açlığın kapıda, medeniyetin ise henüz ırak olduğu 1800’lü yıllar, İrlanda kırsalı. Eski çağlardan kalma inanış ve âdetlere göre yaşayan insanlar, korkularının yarattığı bir gerçekliğe hapsolmuştur. Eşini kaybeden Nóra hasta torununa bakmakta büyük güçlük çekmektedir. Çareyi gücünü “onlardan” alan şifacı Nance’te arar. Nóra, torununu iyileştirmek için göstereceği cüretle deliliğin sınırını aşar.

Umutsuz şartlarda, kendi güçsüzlüklerine bir siper gibi tutunmak zorunda kalanlar hakkında ciddi ve zorlayıcı bir roman. - The Guardian

Sebebini kavrayamadığınız şeylere inanmaya kalkarsanız acı çekersiniz. Kent’in romanı batıl inançlara göre yaşamanın sonuçlarını gözler önüne seriyor. - Kirkus

Kent, alışılmışın dışında kalana, özellikle de bir erkeğin koruması altında olmayan kadınlara atılan şüpheli bakışlarla dolu dünyayı ustaca betimliyor. -Library Journal

Cesedi ona getirdiklerinde Nóra’nın ilk düşüncesi bu ölü bedenin kocasına ait olamayacağıydı. İnsanın soluğunu kesen ayazda dikilmiş, sanki hiç bitmeyecekmişçesine geçen bir dakika boyunca Martin’in bedenine, onu getiren adamların terli omuzlarının üzerinde herhangi bir yük gibi duran ve kocasına benzeyen biri olduğuna inandığı, inanmak istediği o ölü ağırlığa gözlerini dikip baktı; sanki kocasının yerini almış, ona olan benzerliğiyle insanı yıkan bir ceset. Martin’in ağzı da gözleri de açıktı ama başı göğsünün üzerine düşmüştü, bedeninde en ufak bir yaşam belirtisi yoktu. Demirci ustasıyla çiftçi, cansız bir kütle getirmişlerdi Nóra’ya. Bu ölü beden kocasına ait olamazdı. O değildi bu.

Peter O’Connor’ın söylediğine göre Martin koyağa doğru inen tarlaların kıyısında hendek kazıyormuş. Adam Martin’in bir ara durduğunu, elini tıpkı and içen biri gibi göğsüne götürdükten sonra yumuşak toprağın üzerine yığılıp kaldığını görmüş. Acı duyduğunu gösteren herhangi bir çığlık atmamış. Kimselere veda etmeden ve ölüm korkusu çekmeden gidivermiş.

Peter’in çatlamış dudakları titredi, gözleri kızarmıştı. “Başın sağ olsun, çok üzgünüm” diye fısıldadı. Bunun üzerine Nóra’nın bacakları çözüldü ve kadın saman çöpleriyle kaplı çamurlu avluya çöktü, korkunç gerçeği yüreğinin en derininde duymuştu.

Kalın kolları uğraştığı işten dolayı yara izleriyle kaplı olan demirci John O’Donoghue, Martin’i omzunun üzerine aldı, böylece Peter Nóra’yı çamurun içinden çıkarabilecekti. Ağzını açıp da bir çığlık koyuvermek isteyen Nóra’nın sesi boğazında düğümlendiğinde, kederle dolu koyu renk gözleriyle bu iki adam sanki o çığlığı duymuş gibi başlarını öne eğdi.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.