Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor

PAYLAŞ
SATIN AL YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor”, öğrencilere ve genç sanatçılara yol gösterebilir. Kitabın amacı öncelikle, “nasıl fotoğraf çekilir?” değil 'neden fotoğraf çekeriz?' sorusuna yanıt aramaktır.

“Bollaşan endüstri ürünlerinin gündelik hayatta yarattığı değişime karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkan romantik ideolojiye göre, çocukların doğanın elçileri olarak saf ve bozulmamış bir masumiyete sahip olduklarına inanılırdı. Çürümekte olan maddeci toplum düzeni içinde onların büyüdükçe bu değerlerini yitirdikleri varsayılırdı. Çocukluk ‘iyi’ bir şeydi, fakat ne yazık ki büyüyünce bitiyordu. Peter Pan hikâyesindeki gibi ‘zamanı durdurup hep çocuk kalmak’ biçiminde özetlenebilecek olan bu romantik hevesin ideal enstrümanı olarak fotoğrafçılık ortaya çıkmıştı.”

Önsöz Olarak Söylenebilir Şeyler

Hızlı bir değişim sürecinin içinde bulunduğumuz yaygın kabul gören bir gerçek. Bu değişimin teknolojik, sanatsal, eleştirel ve medyasal boyutları, izlenmesi zor ve etki alanı geniş bir çeşitlilik gösteriyor. Örneğin, sadece teknolojik yenilikleri ele alırsak, bunların, (memleketimizde kabaca ‘medya’ tabir edilen) iletişim ortamlarında olduğu kadar, sanat bağlamındaki fotoğrafçılık üzerinde de bir baskı unsuru haline gelen güçlü etkileri göze çarpıyor. Diğer yandan, sanatsal tartışmalar fotoğrafçılığı da içine alarak kendilerine özgü bir kulvar içerisinde ve yeni düşünce akımlarının yönlendirmesiyle yol alıyor. Sanatsal bağlamda fotoğrafçılıkla ilgili söylemler büyük değişim içindeler. Post-modern sonrası fotoğrafçılık arayış içerisinde. Artık net olarak tek bir fotoğrafçılık tanımı yapmak eskisinden de zor. Tüm bu gelişmelerin sonucunda, ‘Saf Fotoğraf’a verilen ağırlık ister istemez azalıyor. Günümüzde sanatlar arası bütünlüğün söz konusu olması, yalıtılmış evrenlerinden çıkmak zorunda kalan fotoğrafçıları ‘fotoğraf temelli sanat yapıtları’ olgusunu hesaba katmak zorunda bırakıyor. İçerik ve konu bambaşka yapılar ve bağlamlarda tekrar önem kazanıyor. ‘Saf’, modernist ve biçim ağırlıklı sanat fotoğrafçılığının kendini tekrar ettiğini ve çıkmaz bir sokakta olduğunu ileri sürenler hızla çoğalıyor. Duygulara olduğu kadar –belki de daha fazla– düşüncelere hitap eden bir sanatçı-fotoğrafçılığına gereksinme duyulduğu anlaşılıyor. Fotoğrafçılığın diğer sanatlarla artan etkileşiminin bir başka sonucu da, ‘fotoğraf kullanan sanatçıların’ genel sanat ortamlarına yerleşebilmiş olmaları. Sadece böyle bir kavramın ortaya çıkmış olması bile konuyu yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılıyor. Artık ciddiye alınan fotoğrafçılar faaliyetlerini kendi dar alanlarıyla sınırlı tutmuyorlar. Bir başka kayda değer gelişme ise, sanat piyasasında fotoğraflara duyulan ilginin artmış olması. Müzeler, kolleksiyoncular ve müzayedeciler, sanatsal değer taşıyan önemli tarihî fotoğraflara her zamankinden daha fazla ilgi gösteriyorlar. Bu tür yapıtlar zaman zaman fotoğrafçılığı dünya çapında gündeme çıkartan bedellere satılmaktalar. Bana kalırsa tüm bu gelişmelerin anahtarını ondokuzuncu yüzyıl fotoğrafçılığında bulmak mümkün, o zamanlar da fotoğrafçılık teknoloji ve sanatın kesişme noktasında ‘avangard’ bir konumdaydı. Ancak 20.Yüzyıl ortalarında, ve özellikle II.Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’deki teknoloji hayranlığı ve tüketim merakıyla, fotoğrafçılık Modernist anlayışın rehberliğinde kendini diğer iletişim-sanat ortamlarından soyutlayıp yeni baştan tanımlamaya kalkıştı. Bu sanatsal açıdan bir kendini ispat gereksinmesinin sonucu olduğu kadar, gerilemeydi de. Neyse, bütün bunlar geçmişte kaldı, günümüzde herşey serbest. “Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor”, bir bakıma, 1993 yılında yayımlanan –ve tükenmiş olan– önceki kitabım “İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani?”nin devamı olarak algılanabilir. Her ikisi de farklı zaman ve yerlerdeki yazıların bir araya getirilmesiyle oluştukları halde, bunu ilkinden ayıran özellik, burada bilinçli bir sıralama ile belli bir yönlendirmenin amaçlanmış olmasıdır. Her iki kitabı da okuyanlar görüşlerimdeki yavaş fakat sürekli değişimin farkına varabilirler. Geçen zaman içinde belki de geçmişe verdiğim önem, geleceğe olan merakımı azalttı. Bir yandan da, buradaki daha eski yazılarımın bir nebze bireysel ve fantastik nitelikler taşımaları fotoğrafçılık ile ilgili olarak hissettiğim bir tür tıkanıklık ve tatminsizliğin ifadesi olarak açıklanabilir. Bu kitabın gerçek bilgilere dayanan, kısmen spekülatif ve neredeyse akademik denebilecek yazılar içeren ilk bölümü, fotoğraf dünyasındaki kimi tarihsel ve eleştirel konudan sözediyor. Burada kültürel, ideolojik ve teknolojik gelişmelerin uygulamayı nasıl etkilediği sorgulanıyor. İnanılması güç gerçeklere dayanan, veya tamamen/kısmen uydurulmuş, öznel hikâyeler içeren ikinci bölüm ise, genel okuyucuyu da ilgilendirecek, fotoğrafçılıktan da sözeden, yazılardan oluşmuş. Okuyucunun niyetine göre bunların kiminde kurgusal ve alegorik özellikler bulmak mümkün. “Fotoğrafçılık Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor”, öğrencilere ve genç sanatçılara yol gösterebilir, fotoğraf çekerek zengin olmak isteyenlere ise, gereksiz yere kafa karıştırabileceği için, hiç tavsiye edilmez. Kitabın amacı öncelikle, “nasıl fotoğraf çekilir?” değil “neden fotoğraf çekeriz?” sorusuna yanıt aramaktır. Burada tartışılan konularla ilgilenen fotoğraf üreticilerinin ülkemizde çoğunlukta olmadığı ileri sürülebilir. Fakat tartışma, düşünce, eleştiri ve yeni fikir üretimi olmadan yapılan işlerin taklitten öteye gitmediğini hepimiz biliyoruz. Bu yüzden, bu yazıların çağdaş ve özgün yapıtlar olarak geri döneceğini ummak istiyorum. Bu kitabın, sürprizlerle dolu uzunca bir zaman aralığından sonra ortaya çıkmasında birçok kişinin katkısı olduğu kesindir. Bunların arasında, en başta –ve özellikle– yazarlık virüsünü sistemime sokan Enis Batur ve Ömer Madra’ya teşekkürü borç bilirim. Sanat Dünyamız editörleri Ceyda Akaş ve Ahu Antmen de yayımladıkları yazıların ortaya çıkmasında büyük rol oynamışlardır. Son ana kadar kitabın editörlüğünü sürdüren Aslı Kayabal’a; çeşitli zamanlarda çeşitli müsveddeleri okuyarak değerli eleştirilerini esirgemeyen Dr. Lale Uluç, Pınar Yeşilkaya, Deniz Yüce, Dr. Ayşe Kadıoğlu ve Kınay Olcaytu’ya; beklenmedik yerlerde önceki kitabım hakkındaki olumlu değerlendirmeleriyle beni teşvik edip hevesimi canlı tutan çeşitli fotoğraf öğrencilerine (asıl okuyucularım onlar olacaktır); son olarak, “Yolculuk” yazısına katkılarından ötürü oğlum Munis Topçuoğlu’na, Ankara’da telefonun ucundan bana ayaklı başvuru kütüphanesi gibi yardım eden –ve zaten aşıladığı kitap zevkiyle herşeyin baş müsebbibi olan annem Prof. Hâmide Topçuoğlu’na (ki ona ithaf cesaretini kendimde bulabildim), kitabın bu biçimde ortaya çıkmasında ilham kaynağı olan Banu Cennetoğlu’na ve bir de Goblin’e teşekkür etmeliyim.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.