Eugène Delacroix’dan Yeni-İzlenimciliğe

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Paul Signac’ın (1863-1935) kendini yeni-izlenimcilerin (neo-empresyonistlerin) yetkin bir sözcüsü, eleştirmeni ve kuramcısı olarak kabul ettirdiği bir resim sanatı manifestosu (1899 ve 1911).

Delacroix’dan izlenimcilere, izlenimcilerden yeni-izlenimcilere uzanan süreçteki renklendirme, ışık-gölge, kontrast, optik karışım, fırça vuruşu, noktalama tekniği (pointillisme), bölme tekniği (divisionnisme), yapım tarzı, gözün eğitimi gibi sorunları, tanıklıklarıyla, en ince ayrıntılarına kadar açık seçik biçimde inceleyen, tartışan, değerlendiren bir resim akımı kitabı.

Delacroix, Constable, Turner, Seurat, Signac, Jongkind, Renoir, Monet, Cross, Pissarro, Guillaumin, Cézanne, Sisley, Courbet, Corot ve başkalarının katkılarını tablolarındaki ayırıcı özellikleriyle sergileyen vazgeçilmez bir çalışma.

Matisse’ten Kandinski’ye XX. yüzyılın başlarında özellikle renk sorunlarıyla yakından ilgilenen ve modern resmi yaratacak olan ressamlar kuşağının temel kaynağı.

11. Yeni-izlenimci, çizgisel kompozisyonu belirledikten sonra, bunu konuya ve anlayışına uygun doğrultular ve renkler birleşimiyle tamamlamayı düşünecektir; bunların belirleyici özellikleri de sevinci, dinginliği, hüznü ya da ara duyguları anlatma isteğine göre değişiklik gösterecektir.
Böylece çizgilerin ve renklerin ruhsal etkisiyle uğraşarak bir kez daha Delacroix’nın öğrettiklerini izlemekten başka bir şey yapmayacaktır.
Günümüzdeki pek çok ressamın iyice ihmal ettiği şu önemli güzellik öğesiyle ilgili olarak bakın Delacroix ne düşünüyordu:
“Bütün bunlar çizgiler ile renklerin armonisiyle düzenlenmiştir.”
“Konuya uygun değilse ve tablonun etkisini hayalgücüyle artırmıyorsa rengin hiçbir önemi yoktur.”
“Konusunun seçimi gereği ilginç bir kompozisyonu siz eğer izlenimi artıran bir çizgiler düzenlemesi, hayalgücü için çarpıcı bir ışık-gölge, karakterlere uygun bir renk eklerseniz o zaman tek bir müziksel nitelikli parçaya uygun armoni ve birleşimleri söz konusu olur.”
“Bir anlayış, kompozisyon haline geldiğinde kendine özgü renkli bir ortamda devinmeye gereksinim duyar. Tablonun herhangi bir bölümüne verilmiş özel bir ton vardır elbette; bu, anahtar haline gelir ve öbürlerine egemen olur. Sarının, turuncunun ve kırmızının sevinç, zenginlik, ihtişam ve aşk düşüncülerini esinlediğini ve temsil ettiğini herkes bilir.”
“Ben ressamlarda, yazarlar ve şairler görürüm. Kafiye onlara engel çıkarır, kendilerine böylesine güçlülük kazandıran vazgeçilmez dize kurma becerisi gizli simetri benzerliğidir, dengelilik benzerliğidir, aynı zamanda da çizgilerin kavuşmalarını ya da birbirlerinden uzaklaşmalarını, lekeleri, renk yinelenmelerini düzenleyen ustalıklı ve esinli bir özelliktir...Yalnız, çizgiler ve renkler arasındaki hatayı, uyumsuzluğu, falsolu ilişkiyi ayırt etmek için daha etkin organlar ve daha büyük bir duyarlık gerekir.”

12. Yeni-izlenimciler her ne kadar doğanın sunduğu ışık ve rengin görkemini göstermeye çalışsalar ve her güzelliğin bu kaynağından kendi yapıtlarının öğelerini çekip alsalar da, sanatçının bu öğeleri seçmesi ve düzenlemesi gerektiğini, çizgisel ve renksel olarak oluşturulmuş bir tablonun, doğanın doğrudan bir kopyasının rastlantıyla sunacağı düzenlemeden daha üstün bir düzenlemede olacağını düşünürler.
Bu ilkeyi savunmak için de Delacroix’nın şu satırlarını aktarırlar:
“Doğa bir sözlükten başka bir şey değildir. [...] Orada sözcüklerin anlamı aranır. [...] Bir cümleyi ya da bir anlatıyı oluşturan bütün öğeler oradan elde edilir; ama hiç kimse sözlüğü, sözcüğün şiirsel anlamıyla bir kompozisyon olarak asla görmemiştir.”
“Zaten doğa, bütünün etkisi bakımından hep ilginç olmaktan uzaktır... Her ayrıntı bir yetkinlik sunsa da [...] bu ayrıntıların birleşmesi, büyük bir sanatçının yapıtındaki bütünden ve kompozisyondan doğan etkiye eşdeğer bir etkiyi ender olarak sunar.”

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.