Eleştiri ve İnanç

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Çağımızın önde gelen felsefecilerinden ve yorumbilimcilerinden Paul Ricœur (1913-2005) bu kitapta hem kişisel hem de entelektüel yaşamını en çarpıcı yanlarıyla sunuyor okurlarına.

Eleştiri ve İnanç bir yaşam ve felsefe dersi niteliğinde: Felsefeci hem özel yaşamını, ailesini, esir kamplarında geçirdiği yılları anlatıyor, hem Fransa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan öğretim serüvenindeki deneyimlerini, ilişkilerini dile getiriyor, hem de üzerinde düşünce ürettiği metafizik, psikanaliz, yorumbilim, etik, felsefe tarihi, siyaset, totalitarizm, hukuk, din (Kutsal Kitap okumaları), eğitim, laiklik, estetik (resim, heykel, müzik), varoluş ve ölüm konularını kendi yoğun birikimiyle yeniden yorumluyor.
Eleştiri ve İnanç aynı zamanda düşünürlere ve sanatçılara yönelik bir “yorum galerisi”: Aristoteles, Augustinus, Kant, Hegel, Tocqueville, Husserl, Heidegger, Bergson, Freud, Lacan, Jaspers, Gabriel Marcel, Lévi-Strauss, Merleau-Ponty, Eliade, Sartre, Arendt, Gadamer, Greimas, Poussin, Cézanne, Van Gogh, Moore, Manessier, Chagall, Picasso, Schönberg ve başkalarına ilişkin yorumlar, değerlendirmeler ve göndermeler, bilgiyle kültürün nasıl göz alıcı biçimde kaynaştırıldığını gösteriyor.

Valence’tan Nanterre’e

?Paul Ricoeur, siz her şeyden önce bir yazı adamısınız. Ama yine de bir dizi söyleşi yapmayı ilkece kabul ettiniz. Ne anlama geliyor sizce söyleşi yapmak?

Öncelikle şunu söylemek isterim, çok korktuğum bir dil kullanma biçimidir bu, çünkü ben gerçekten bir yazı adamıyım, aynı zamanda da karalayıp düzeltmeler yapan biriyim. Dolayısıyla, genel olarak doğaçlama konuşmaktan uzak dururum. Ama yine de sizin önerinizi kabul ettim. İki nedeni var bunun.

Bir kere sizler öncelikle benim en iyi dostlarımın bulunduğu kuşaktansınız: Benim de içinde ilerlemekte olduğum yaşlılık dönemi ile öğretimde artık yüz yüze gelmediğim gençliğe eşit uzaklıkta duran bir kuşaktansınız. Yaşamın orta yerindesiniz ve bana bir yakınlık gösteriyor, eşlik ediyor, hatta nazik dostluğunuzu sunuyorsunuz. Bu türden bir söz alışverişine sizden başkasıyla girmeyi kabul etmezdim.

İkinci nedense, doğrudan doğruya söyleşinin yapısıyla ilgili. Yaşamımda bir kez olsun şu karşılıklı konuşmanın, yani daha az denetimli bir söz alışverişine girişmenin tehlikesini göze almak istememle ilgili. Az önce karalamadan söz ettim; bir tür özdenetimdir bu. Öte yandan, sırlardan her zaman uzak durdum. Bizim burada yol alacağımız düzey ise, özdenetim ile sır arasındaki bir orta yol olacak tam anlamıyla; boş bir kâğıtla baş başa kaldığımda karalayıp değiştireceğim, ama özellikle de yazmamış olacağım şeyin ağzımdan çıkmasına izin vermek gibi bir şey bu. Burada söylemek ile yazmak arasında kalan ve bize büyük özgürlük sağlayan bir tür içindeyiz; çünkü bazı geniş söz alanları işlenmemiş halde değilse bile en azından ilk ortaya çıkış, spontane söyleniş halinde bırakılabilirken, bazıları da tersine yeniden kaleme alınabilir. Böylece okurlara, söz ve yazı düzeylerinden oluşan bir çeşitlilik sunulmuş olur.

Bu tür bir anlatım biçiminin sağladığı özgürlükle, cesaretle, yazmamış olduğum konular hakkında adeta çarçabuk söz edebilirim; bunları daha önce yazıya geçirmemiş olmamın nedeniyse, düşüncenin genelde yazılarımda önem verdiğim o dile getiriliş tarzına ve kesinliğe ulaşmamış olmasıdır; özellikle estetik deneyim konusundaki düşüncelerin durumu böyledir. Şimdi belki de daha az denetimli bir konuşmanın yararı ortaya çıkacak: Ama buna da okur karar verecek.

Aynı kavramlar düzeni içinde kalarak şunu da belirtmek istiyorum: Şimdi hem konuların dağıtılması hem de daha önce yapmamış olduğum yakınlaştırmalar üstünde oynayacağız, sırasıyla. Sözgelimi, her zaman belli nedenlere dayandırmaya çalışarak birbirinden iyice ayrı tuttuğum din ve felsefe alanlarını düşünüyorum. Şimdi, daha özgür olan bu konuşma çerçevesinde, dinsel ile felsefi’nin birbirine geçişiminin, birinin öbürünün sınırını aşmasının yarattığı sorunlarla daha çok ilgileneceğim. Yazı söz konusu olduğunda bu iki alanı daha kararlı biçimde, daha düşünerek birbirinden ayırabilirim; ama yazardan çok insanın ya da her ne olursa olsun yazardaki insanın konuşacağı söz alışverişinde benim eskiden beri düşünme düzenimi oluşturmuş bu türden bir denetimli şizofreniyi tam olarak sürdüremem. Şimdi burada, yaşam düzeni düşünme düzenine üstün gelecek.

Sonuç olarak, bu kitaba adını vermiş olan eleştiri ve inanç kutuplarını yazılarınızdakine göre daha sıkı bir ilişki içinde eklemlemeyi göze alacaksınız.

Şimdiden söyleyebilirim ki, eleştiri bir yanda, inanç öte yanda olmayacak; içine girdiğimiz ya da hafifçe değindiğimiz alanların her birinde inanç ile eleştirinin, farklı düzeylere göre ince ve ustaca bir kaynaşmasının var olduğunu göstermeye çalışacağım.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.