Eleştirel İlişki

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Jean Starobinski, Eleştirel İlişki’de, psikoloji, biçembilim ve düşünce tarihi arasında mekik dokuyarak kitaba adına veren eleştirel yaklaşımının temellerini atıyor:
Spitzer’in filolojik yaklaşımı, Freud’un Oidipus kompleksinin izlerini Sheakespeare’in Hamlet’inde bulması, Rousseau’nun İtiraflar’da anlattığı Torino’daki akşam yemeği sahnesinin yeniden yaratılması, imgelem kavramının tarihi...
Zaten eleştirmenin görevi, yazarın sürgülediği cehennemin kapılarını açmaktan başka nedir ki...

Durum Saptaması

Eleştiri hakkında son zamanlardaki tartışmanın oldukça kesin proje ve kararları ortaya çıkarma gibi değerli bir yönü oldu. Tartışmanın başlıca tarafları, inandırıcı olmak ve taraftar bulmak için, ayırıcı özellikleri vurgulama gereği duydular. Bakış açılarının birçok polemik arasından geçerek bu şekilde belirginleştiğini görmekten hiç kimsenin şikâyetçi olacağı yok. Açıkça ortaya konan her tavır alma, her anlaşmazlık, bir dönemi belirler ya da daha doğrusu dönemin ta kendisi olur. Neyin ancak bir ikincil fenomen (epifenomen) olarak kalacağına gelecek karar verecektir.
Edebiyatın var olması, edebiyat incelemelerinin kültürün bir parçasını oluşturması: İşte bir sorgulamayı gerekli kılmaya başlayan şeyler. Ben, edebiyatı konu edinen ve bugün kendilerini ne söylediklerinden emin disiplinler gibi tanımlamaya çalışan kuram ve yöntemlerle ilgili genel bir düşünce geliştirmekle yetineceğim. Bir araştırma konusunu aydınlığa kavuşturacak bir kuramın, etkili olacak bir yöntemin peşine düşerken ne isteniyor? Eleştirinin görevi nedir? Söz konusu olan bilgidir. Oysa bundan, sanki bilme ve anlama arzusu henüz en uygun araçlara sahip değilmiş gibi söz ediliyor. Ayrıca betimleyici kavram ve sözcük dağarcığının tamamlanmasının da önemli olduğu bir gerçek. Kuram, yöntem. Birbiriyle örtüşmeyen bu iki terimin birbirinin yerine geçebilirmiş gibi kabul edilmesine biraz fazla sıkça rastlıyoruz. İkisinin de saygın bir geçmişleri var.

En eskiye dayanan kullanımıyla kuram, felsefenin vizyonunun keşfettiği haliyle dünyanın anlamlı düzeni üzerinde derin düşüncelere dalma demekti. Daha sonra, özellikle fizik alanında, uygulamayı tasarlayıp ona eşlik eden ve deneyle geçersiz kılınabilecek soyut güç oldu. Ampirizm ve pozitivizm, kuramın daha sonra doğrulanması gerekecek varsayımsal bir önceleme olduğunu kabul ediyorlardı. Deniliyordu ki, kesin olgular1 ortaya çıktığında, kuram artık aradan çekilip daha ileriye yönelir. Kuram yalnızca öncelemelerde bulundu ve ulaşılabilir gerçeklerin araştırılmasına bir çerçeve oluşturdu. Yakın geçmişte, daha başka türlü anlaşılan bir kuram –eleştirel kuram– öne sürüldü; bu, insanın ve toplumsal hayatın varlık nedenini oluşturacak bir düşünceyi kendinde barındırdığı varsayılan bir kuramdı. “Somut” bir eylemin doğurabileceği değişiklikler açısından bakınca, sarsılmaz bir dikkat gerektirecek vizyondu. Gerçekte, edebiyat düzleminde, bugün tartışılan kuram, az ya da çok bilinçli bir şekilde, eski şiir sanatlarının ve retorik kitaplarının betimsel bölümünü miras olarak devralmıştır.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.