Dendil

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Top” ve “Bayel Ağıtçıları”yla okurun gönlünü fetheden Gulam Hüseyin Sâedi’den sıra dışı olayları, samimi ve sarsıcı bir üslupla anlatan, zihinlerde iz bırakacak bir eser.

“Dendil”de birbirinden etkileyici dört hikâye yer alıyor: Dino Buzzati’nin “Tatar Çölü”yle adeta akrabalık taşıyan “Şifa Mahalli”, riyakâr aile ilişkilerine neşter atan “Yangın”, traji komik bir durumu kara mizah üslubuyla işleyen “Keykavus, Kel ve Ben” ve kitaba adını veren ilk hikâye; Sâedi’nin İran edebiyatında temsilcisi olduğu büyülü gerçekçiliğin örneklerinden “Dendil”.

“Tamara kuaföre gitmiş, kirpiklerini yeşil yaptırmıştı. Dalgalı saçlarının ortasına büyük bir gül tutturulmuştu. Ayağında bağcıklı ve topuklu ayakkabıları, üstünde askılı kırmızı bir bluz vardı; telaşlıydı. Manasızca odada yürüyor, durmadan gramofondaki plağı değiştiriyordu. Gidip gelip aynanın önünde duruyor, kendine bakıyor, dudaklarının ve gözlerinin kenarını mendille temizliyordu.”

Küçük meydana şöyle bir baktı. Her yer sessizdi. Misafiri olan evlerin kapıları kapalıydı ve çocukların uyanıp şamata yapmalarına daha vardı. Pencek esnerken birden:
“Hey, Memo şuraya bak!” dedi. Memo:
“Nereye?” diye sordu. Pencek:
“Hatun’un evine!” dedi.
Memo, Hatun’un evine baktı ve:
“Maşallah, o Zeynel değil mi?” dedi. Pencek:
“Evet, ta kendisi!” dedi. Memo:
“Bu saatte orada işi ne? Öğlene kadar Bibi’nin evinde uyurdu hep” dedi. Pencek:
“Kesin bir şey var, vallahi de billahi de!” dedi. Memo:
“Nasıl bir şey mesela?” dedi. Pencek:
“İyi bir şeyin kokusunu almıştır, ne olup bittiğini öğrenmeye, ortalığı kolaçan etmeye gitmiştir oraya!” dedi.
İkisi de Dendil’i şehirden ayıran hendeğin kenarına oturdular ve Hatun’un, mahallenin öbür ucundaki evini izlemeye koyuldular. Mahalledeki evler küçüktü, kiremit çatılarıyla, kafesli pencere­leriyle, su borularıyla, bayram ve yas günlerinde bayrak asılan gönderleriyle yan yana uzanıyorlardı. Hatun’un evi en tepedekiydi, diğerleri onun aşağısında kalıyorlardı. Mahallenin ortasında gün­begün şişen büyüklü küçüklü çöp tepeleri vardı. Yine de Hatun’un evi diğer evlerden daha yüksekte duruyordu. Memo ile Pencek, zayıf bedeni ve uzun boyuyla su borularını sayarak pencerelerin önünden yürüyen Zeynel’e bakakalmışlardı. Memo:
“Sence neyin peşinde?” dedi. Pencek:
“Ne bileyim, herhalde Hatun iyi bir parça düşürdüğünün ha­berini yaymıştır. Bilirsin o yaşlı bir orospu da düşürse, bir taze düşürmüş gibi ballandırır!” dedi. Memo:
“O doğru ama Zeynel de malın gözüdür. Sabahın bu saatinde damladığına göre iyi bir koku almıştır!” dedi. Pencek:
“Gidip neler döndüğüne bir bakalım!” dedi. Memo:
“Boş ver, Zeynel nasıl olsa yumurtlar. Baksana Hatun da dışarı çıktı!” dedi.
* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.