Bütün Eserleri - I - Nermi Uygur

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Kitapları yıllardır Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan düşünür Nermi Uygur’un iki ciltte toplanacak bütün eserlerinin ilki YKY Delta dizisinde Betül Çotuksöken’in önsözüyle yayımlandı.

“Bütün Eserleri-I”’de mantık, dil, edebiyat, sanat, kültür felsefesi gibi alanlarda elli yıl boyunca düşünce üreten Nermi Uygur’un 1958-1979 yılları arasında yayımlanmış şu kitapları kronolojik bir sırayla yer alıyor: “Edmund Husserl’de Başkasının Beni Sorunu”, “Dilin Gücü”, “Felsefenin Çağrısı”, “Dünyagörüşü”, “Güneşle”, “İnsan Açısından Edebiyat”, “Türk Felsefesinin Boyutları”, “Kuram-Eylem Bağlamı: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi”, “Dil Yönünden Fizik Felsefesi”.

Nerdeyse yarım yüzyıldanberi “Başkasının Ben’i Sorunu” ile birlikteyiz. Kimi çökertici bir ağırlık üstümde, kimi sevindirici bir çekim; neye elatsam, bazan zorluklara iteler, bazan da hafifletici bir akışla beni içine alır başka-ben uğraşları. Özüme özgü yaşama-sözlüğümde kısacık bir deyim ama nice onyıllar kuşatımlı yaşama-gerçekliğimde eşsiz önemi var. Duyumlarım, eylemlerim, karşılaşmalarım, şaşmalarım, değişimlerim, – kendimi bildim bileli, hep bu soruyla, ayrılmazcasına, örgülenerek sürüp gitmekte. Bu dünyadaki tarihim coğrafyamla, akla gelebilecek çeşit çeşit beden-düşünce-anlam-değer vargılarımı, canlı bir varlık olarak, hep bu soruyu sorma ve yanıtlama deneyişlerimle yaşadım içimde dışımda. Meğer 50 yıl olmuş.

Pekçoğumuz gibi benim yaşamım da: tek sorunun yoğurduğu bir yaşam değil; türlü türlü sorunlara açıktır, sorunların hertürlüsünü çağırır, üretir, gerektirir insan yaşamı. Birdeyime, yaşamın anayasası bu, yaşamak budur. İnancıma göre, yaşamımın belki birçok kişiye ilk bakışta tuhaf gelecek özelliğiyse: başkasının-ben’i sorununu her çağımda kesintisiz bir ırmak olarak yaşamımın en içinde bulmamdır. Benzetmeli konuşma ikliminde kalarak şöyle diyebilirim: bazan gürül gürül, bazan sessiz sessiz “başkasının ben’i sorunu” enginine akan bir ırmak benim yaşamım.

İşte böyle bir bilinçle şimdi kendime bakınca, açık-seçik saptayabildiğim şu: Sorunu ilk kez dilegetirdiğimde, rastlantı gereklilik (daha uygun nasıl belirtebilirim, aşağıyukarı 50 yıl öncelerimdeydim?), Husserl’i tanıdığım o ilk aylarımla, birden, özümü hızla kaptırdığım yoğun gelişimli bir serüven “başkasının ben’i sorunu”yla başlamış oldu benim için. Edmund Husserl’de Başkasının-Ben’i kılığında bir kitap olarak yayımlanmasına dek daha 10 yıl kadar bir zaman yaşayacaktım kolkola, kucak kucağa sorunla, üzüntülü sevinçli. Özgeçmişimde başkasının ben’i ile Husserl’in birarada oluşu, gerçekten de hem bilinç hem derinlik, hem sağlamlık, hem hız kazandırdı soruma. Şöyle ki, bu-yalnızca-benim-için-böyledir duygusuyla, son derece öznel birtakım ışınlarla gözlerim kamaşırken, Husserl’le nesnel paylaşımlı, bilimsel yapılı, felsefece kuşatımlı bir güvenceye kavuşmuştum artık.

İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru güneşsi önemi yeniden önplana çıkan Husserl’e çok şey borçlu oluyorum böylece. Başkasının-ben’i diye yaşadığım öznel çekimli sorun çırpınışlarım, Husserl’le karşılaşmamla, felsefece, dolayısıyla da bilimce bir ortaklaşalığa erişmiş oldu. Böylece bir tutku durumundaki başkasının ben’i sorunu, düşünsel bir kültür uğraşına dönüştü benim için. “Başkasının ben’i” yöresinde yapıp ettiğim herşeyi, artık beni aşan bir sorun-geleneği içinde ele alabilecektim. Öyle oldu nitekim. Sorunumla ilgili arayışlarımda tutkuca hiçbirşey yitirmeksizin, Husserl’deki incelemelerimden edindiklerimle soruda derinleşip karınca kararınca bazı yanıtlara yüreklendim.

İlkin İstanbul’da yalnız başıma sarıldım soruma. Çok geçmedi, güzel talihle, hocam Heinz Heimsoeth yolgöstericilik etti bana özel oturumlarda. “Das Problem vom fremden Ich” konusuna (aşırı sayılmayacak bir nitelemeyle) saldırışıma, güleryüz ve anlayışla arka çıktı hocam. Ardından nice iletişim yıkıntıları bırakan bir savaş sonunun gençlik coşkusuyla yöneldiğim dünyayı bile uzunca bir süre nerdeyse unutturdu bana “başkasının ben’i”.

Ya sonra? “Başkasının ben’i” bu, çeşit çeşit uzantılarıyla nice sonraları var, kuşkusuz. Şimdi burda, bu önsözümsü anı-yoruma özümden alıntı yapmanın yadırganmayacağı inancıyla, 1988’in ilk aylarında bitirdiğim bunalım dolu bir kitaptan uzunca bir parçayı, duruma sağlayacağı aydınlığı gözönünde bulundurarak, olduğu gibi aktaracağım:
“Doktoram biter bitmez dışarı gittim, aşağıyukarı ikibuçuk yıl kaldım Kuzeylerde. Yaşam yönelişlerimin tutkuyla beklediği bir aşamaydı Avrupa. Savaştan, hem de ne savaştan, yeni çıkmış atılımlı bir ortamdaydım. Beni ben kılan neler yoktu ki orda; doyasıya bıraktım kendimi yaşamın kucağına: Delice çalışmalar, dizginsiz eğlenceler, tadı damağımdan hiç silinmeyecek gezip tozmalar, varlığıma damgasını vuran arkadaşlıklar, – bilgi, görgü, sevgi, sürgün, özlem, yetiştirici uzaklıklarla yakınlıklar.

“Orda kotardım doçentlik kitabımı. Konu, daha yurtdışına çıkmadan yakmaya başlamıştı: başkasının ben’i. Nedense karşıma gittikçe artan güçlüklerle dikiliyordu başkalarıyla ilişkilerim, iletişim. Ne yapıp edip gidermek zorundaydım bu güçlükleri; dayanılır gibi değildi, sürekli acıtan bir yanı vardı insanlarla ilişkilerin. Güvenle sarılınca kırıklığa uğruyor, çekingen kalınca irkiliyordum. Aradabir dostluk güneşi açsa da, sakardı havalar. Neyse ki daha Türkiye’deyken önümü aydınlatacak ışıldağı bulduğum inancındaydım. Edmund Husserl’ di bu ışıldak. Felsefe geleneğinde nerdeyse hiç önem verilmeyen konuya birtek o, büyük bir coşkuyla yönelmekteydi. Binlerce sayfaya yaygın derinleşmeleri düzenleyemeden göçüp gitmişti. Almanya’da, Belçika’da dağınık bir durumdaydı bu gömü. Eşsiz bir fırsat çıkmıştı önüme: Beni nicedir bunaltan öznel bir sorunu, o sıralarda herkesin tartışmasız saygı duyduğu bir düşünürün bıraktığı izleri değerlendirerek, üniversitedeki yerime yakışan nesnel bir tutumla aydınlığa çıkarabilecektim. Avrupa’daki yaşamımda sağlam bir dayanağa tutunmuş oluyordum böylece. Özyaşam istekleriyle meslek gereklerini uyumla birleştirmek gerçekten mutluluktu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.