Bir Masal Anlat - 15 yazar 15 masalı yeniden anlatıyor

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Bu Masal Başka Masal

Bir Masal Anlat kitabında, “Parmak Kız”dan “Kurbağa Prens”e, “Fareli Köyün Kavalcısı’’ndan “Uyuyan Güzel”e klasik on beş masalı on beş yazar-şair çağdaş yorumlarla yeniden yazdı.

Bu kitaptaki prensler, prensesler, cinler, periler, tilkiler, leylekler bildiklerinize hiç benzemiyor artık.

Berat Alanyalı, Betül Dünder, Betül Tarıman, Doğan Yarıcı, Elif Sofya, Faruk Duman, Filiz Özdem, Gürsel Korat, Müge İplikçi, Nalân Kiraz, Neslihan Önderoğlu, Ömer F. Oyal, Semra Topal, Tuncer Erdem, Zeynep Köylü

Alaattin’in Sihirli Lambası ya da Şişeden Çıkan Cin / Berat Alanyalı
“Ben diyeyim tam bugün, sen de yüz yıl öncesi insanların kalabalık, kuşların balık, düşünmeyenlerin alık olduğu günlerde, yoksul bir anne oğul yaşardı memleketin birinde. Küçük evlerinde ne rahat bir döşek vardı yatacak, ne bir lokma yemek karın doyuracak. Yine de açan çiçeğe, öten böceğe sevinir gülüverirlerdi çabucak.”

Rapunzel / Betül Dünder
Delikanlı bir ara Elizabeth’e dönüp “Hiç üzülme sen” demiş, “senin gizli adın hiç unutulmayacak, dünyanın bütün çocukları seni Rapunzel olarak bilecek ve hatırlayacak… Saçlarını uzatan akıllı ve onurlu kızlar, Rapunzel’in saçları gibi diyerek gülümseyecek aynalara…”

Parmak Kız / Betül Tarıman
Parmak Kız bir kaplumbağaya, bir de prense bakmış. Sonra o minicik bedeniyle bir çakıl taşının üzerine oturmuş düşünmüş, ardından, “Olmaz! Kesinlikle olmaz! Hem ben kraliçe falan olmak istemiyorum. En büyük hayalim bir yaprağın gölgesinde karıncalar, tırtıllar, kuşlarla birlikte mutlu olmak. Kraliçe olursam dilediğim gibi gezemem. O yüzden kusura bakma sayın prens. Her şey gönlünce olsun!” demiş. Prense sırtını dönmüş, ormanın derinliklerinde kaybolmuş.

Kuyruğu Zilli Tilki / Doğan Yarıcı
Bu tuhaf masalı anlatayım ben sana, sen de İstanbul’u verirsin bana. Ben İstanbul’u gezerim, sen de gelir misin yanım sıra? Yeşili bulur kondururuz sabırla, eskiyi severiz kimden bize mirassa. Sora sora insanlarına, sileriz kötü şeyleri, tutarız sevinerek iyileri. Dokunuruz tek tek şehirde yaşayanlara, dokunur onlar da birbirine, içlerindeki iyilikler saçılır meydanlara.

Kurbağa Prens / Elif Sofya
Güzel kurbağa prenses, adamın çirkin pembe derili yüzüne korkuyla yaklaşmış ve yanağına küçük bir öpücük kondurmuş. İşte, tam o anda gölün suyu titremiş, ortalığı bir toz bulutu kaplamış. Çamurdan yatağın içindeki çirkin insanın yerinde, çok yakışıklı, parlak yeşil bir kurbağa delikanlı ortaya çıkıvermiş.

Hansel ile Gretel / Faruk Duman
Saatler geçti, gün ışıdı, devrildi, akşam çöktü usuldan. Çocuklar öyle bir yorgundular ki, bir türlü uyanamadılar uykularından. Gecenin bir yarısı önce Gretel kıpırdadı, açtı gözlerini, sonra Hansel uyandı. Epeyce karanlıktı orman, çocuklar ay ışığı çıksın diye bekleyip durdular bir zaman. Ama hava bulutluydu. Ay, çıktıysa da görünmedi, göründüyse de, ağaçlar öyle yoğundu ki, izin vermediler ay ışığına. Etrafta kurtlar uludu, hışırtılar bitmek bilmedi. Orman gücünü karanlıktan alıyordu. Çocukların soluğu kesildi, karanlığın korkusundan.

Prenses ile Bezelye / Filiz Özdem
Prens afallamış yüzünü hemen toparlayıp biraz da alayla, “Gelinlikle gezen sanatçı mısınız prenses?” diye sormuş.
“Evet!” diye karşılık vermiş prenses özgüvenle. “Ben ‘Barış Gelini’yim. Kendi bedenimle bir gösteri sergiliyorum. Üstümde gelinlikle Kudüs’e kadar yürüyeceğim. Çocuklar ölmesin istiyorum. Savaşlar olmasın… İnsanlar, halklar, toplumlar arasında şiddet, nefret, düşmanlık olmasın.”

Leylek ile Tilki / Gürsel Korat
Tilki kahkahayla güldü, kediyi sevgiyle kucaklayıp yaladı. O sıra kapı açıldı ve konfetiler saçarak, şarkılar söyleyerek tilkiyi içeri çağıran leylek ailesi kapıda belirdi. Tilki elindeki paketi uzattı, içeri girdiler, leylekler heyecanla paketi açtılar: Hediye kocaman bir aynaydı. Tilki nefis bir böğürtleni ağzına atmadan önce keyifle şöyle dedi:
“O güzel başınızı, boynunuzu, kanatlarınızı ve kuyruğunuzu göllerin sularına bakarak görmeniz haksızlık. Kendinizi rahatça görün ve iyiliğinizle övünün diye size bu aynayı getirdim!”

Şu Bizim Dumrul / Müge İplikçi
“İşte benim oğlum!” diye bir ses işitti Dumrul kanatlarını çırpıp uzaklaşırken.
Bu Sacide Öğretmen’in ta kendisiydi. Daha doğrusu, pardon, Sacide isimli bir güvercindi bu.
“Öğretmenimmm, şimdi ne olacak?” diye seslendi ona Dumrul bulutların üzerinden.
Sacide Öğretmen güvercinlerin o geleneksel sesiyle kabarıp durdu.
“Sen uçmaya karar verdin ya, sonsuza kadar uçacaksın be oğlum, daha ne! Özgür insan kaderini yenen insandır, ölümsüzdür ölümsüz.”

Küçük Çam Ağacı / Nalân Kiraz
Aradan birkaç gün geçtikten sonra küçük çam ağacı, avludaki ağaçların seslerini duymuş bir gece. Kendi aralarında sohbet ediyorlarmış. Her biri kendi köklerinin alındığı ormanları anlatıyormuş. O ormanlar öyle güzel, öyle yüce, öyle yeşilmişler ki aralarına bir tüy düşse yere inemeyecek kadar birbirlerine sarmalanmışmış dalları. Onlar hasretle geldikleri ormanlardan söz ederken küçük çam ağacının burnunun direği sızlamış. Böyle büyük küçük bir sürü arkadaşının olacağı bir ormanda hayal etmiş kendisini. Ama çok küçükken alındığı için ormanı hatırlamıyormuş.

Altın Saçlı Kız ve Üç Ayı / Neslihan Önderoğlu
Ondan sonraki birkaç gün Pırıl, ayı ailesinin konuğu olmuş. Onların yaşadığı hayatı yakından tanımış. Yedikleri yemekler, soludukları hava, yaşadıkları çevre çok hoşuna gitmiş. Bunu Anne Ayı’ya da söylemiş.
“Her şey çok güzel ama merak ettiğim bir şey var. Burada yalnız başınıza sıkılmıyor musunuz?”
Anne ayı gülümsemiş. “Yalnız olduğumuzu kim söylemiş. Etrafına bir baksana. Bütün bu ağaçlar, bitkiler, hayvanlar, hatta geceleri gökyüzünde seyrettiğimiz yıldızlar bizim arkadaşımız!” demiş.

Fareli Köyün Kavalcısı / Ömer F. Oyal
Yabancı kavalını neşeyle üflemeye, parmaklarını kavalının delikleri üzerinde oyanatmaya devam ediyormuş. Bir süre sonra üflemeyi bırakmış, gözlerini açıp etrafına bakmış. Yüzlerce televizyonun, dizüstü bilgisayarın, DVD oynatıcının, ev sineması aletlerinin, müzik setlerinin, masaüstü bilgisayarın, çeşit çeşit cep telefonunun çevresini sarıp kendisini dinlemekte olduğunu sevinçle görmüş. Kavalını yeniden dudaklarına götürüp yürümeye başlamış, bütün o çevresindekiler de, peşlerinden kablolarını, şarj cihazlarını çekiştirerek, kâh yerde sürünerek, kâh hoplaya zıplaya onun peşinden gitmeye başlamış. Yabancı, önde televizyonlar ve diğerleri arkada, gitmişler, gitmişler köprünün yanına gelmişler. Ama yabancı kavalını üflemeye devam ediyormuş. Ses çıkmamasına rağmen kavalına öyle coşkunca üflüyormuş ki, bütün televizyonlar, cep telefonları, bilgisayarlar, tablet bilgisayarlar sevinçle dereye atlamaya başlamış.

Uyuyan Güzel / Semra Topal
“Gece oldu, gece  oldu…”
“N’olmuş  gece  olduysa…” demiş  prenses.
“Uykunun  krallığı, hayvanların  krallığı, oyuncakların  krallığı  burası. Gitmek  için  bir  dakikan  var…”
“Bir  dakika  mı!”  diyerek  gülmüş  prenses.
“Yoo  çok  uzun  bir  zaman, hayat  da  bir  dakika  kadardır…” demiş  palyaço  akan  burnunu  silerek.

İhtiyar Denizci ve Saf Köylüler (Kırlangıç ve Küçük Kuşlar) / Tuncer Erdem
İhtiyar denizci köylüleri uyardı yine. “Bakın, bunun gizli bir niyeti var. Yaptıkları hayra alamet değil. Ayağınızı denk alın. Bu adam size bir kötülük edecek…” demeye başladı. Köylüler yine umursamadı. “Mal adamın değil mi, istediğini yapar, bize ne! Sen de iyice tuhaflaştın! Başka işin yok mu seni?” diye çıkıştılar ihtiyar denizciye.
* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.