Bekleyiş ve Umut

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Eugenio Borgna bu kitabında insan olma halinin iki yapıtaşını, bekleyişi ve umudu fenomenolojik bir yönelimle ele alıyor. Klinik deneyimlerinin sağladığı içgörüyle ruhun kuytularına nüfuz etmenin yollarını arayan yazar, okuru bekleyiş ve umudun felsefi ve edebi imgeleri arasında umut dolu bir yolculuğa çıkarıyor.

“Sadece günlük hayattaki karşılaşmalarımızda değil, kaygı ve huzursuzluğa kapılmış hastalarla yaşadığımız karşılaşmalarda da ve hatta özellikle bunlarda, sessizlik içinde diyalog kurmanın gizemli anlamını kavramamız gereklidir; bu, onların ne hissettiklerini ve ne duyduklarını, huzursuz bekleyiş ve umutlarının neler olduğunu, hayatlarının ufuklarına inen gölgeleri sezmek amacıyla yapılmalıdır.”

Psikotik olsun olmasın insan olma halinin yapıtaşı mahiyetinde olan –elbette ki daha başka yapıtaşları da vardır– bekleyiş ve umudun yol haritasını teşkil ettiği bu çalışmayla ne yapmak niyetindeyim?

Kayıp ve yeniden bulunmuş Proustvari bir imgelemin izinden giderek, psikiyatri hastanesindeki ilk işgünümün umut ve beklentilerine, parıltı ve yanılsamalarına, özlem ve kaygılarına odaklanıp orada tanıdığım deliliğin kati şekilde psikolojik ve insani olan öğelerini katedip yeniden inşa etmeye yollandım: Psikopatolojik ve klinik öğeler bir yana, kırılgan, zaman zaman da içli, değişken, zaman zaman da acımasız, nostaljik, zaman zaman da umutsuz yönleriyle pek çok varoluşun hayat arkadaşı olan deliliği ele almaya çalıştım. Bu çalışmada başka birçok kitabımda yapmaya çalıştığım üzere hastalık mahiyetindeki deliliği işlemedim; burada, her birimizin yüreğinde daima mevcut olan ve zaman zaman köktenleşip yakıcı hale gelen huzursuzlukları ve güvensizlikleri, yaraları ve yanılsamaları yansıtan imge mahiyetindeki deliliği ele aldım.

Zaman bağlamında yer almayan, Augustinusçu ve Pascalcı, Proustçu ve Bergsoncu (içsel) zamanda yer almayan ne bir bekleyiş, ne de bir umut vardır; o halde, zamandan, sadece bekleyiş ve umudun zamanından değil, can sıkıntısının ve melankolinin zamanından, kaygının ve psikotik deneyimlerin zamanından, resim sanatındaki (kaygının ve tutkunun zamanına tanıklık eden bazı resimlerdeki) zamandan söz ederek, zaman meselesinin bazı duygulanımların ufkunda yeniden değerlendirilmesini sağlayacak bir şeyler söylemek isterim: Zira bu duygulanımlar olmaksızın, acının ve yaşamın girintili çıkıntılı yollarını zar zor seçmek bile mümkün değildir. Her halükârda zaman üzerine, saat zamanı değil de, ben zamanı üzerine düşünmek (düşünmeye devam etmek) bizi, aksi takdirde derinliğine inemeyeceğimiz psiko(pato)lojik deneyimlerin varoluş şekillerine yaklaştırmaktadır.

Çalışmanın ikinci bölümü zaman imgelerinden, bekleyiş ve umut imgelerine geçilmesiyle sona ermektedir. Bekleyiş, yaşamımız boyunca içine daldığımız sonu olmayan bekleyişlerin kaynağıdır; ruh hallerimizin ve içinde bulunduğumuz koşulların, bunlara eşlik eden huzursuzluk ve kaygı izdüşümlerinin ötesine, sonu olmayan bu bekleyişlerin dışına kaçış yoktur. Bekleyiş ve bekleyişler içerik açısından birbirinden farklı hatlar çizerler ama bu noktada, ıstırabın ve hastalığın, kaygının ve acının yalnızlığına dalmış olan hastaların, doktorun söz ve bakışlarına, onun mevcudiyetinde çözülüveren bekleyişlere sıkı sıkıya tutunmuş kadın ve erkek hastaların gözlerinden ve bakışlarından su yüzüne çıkan bekleyişlerden söz etmek isterim (zira bekleyişte olmak, beklemek demektir ve beklemek aynı zamanda bakmak da demektir). Bekleyişin çok yönlü boyutunu, onun pırıltılı ve acılı imgelerini yakalamak, yaşamın ve ilişki yaşamının gizli saklı özüne yaklaşmak demektir.

Umut ve umutlar, kuramsal (felsefi ve teolojik, edebi ve fenomenolojik) temelleri ve (psikopatolojik ve ilişkisel, bilişsel ve terapötik) uygulamaları üzerinden çözümlenmiş ve betimlenmiştir. Umut etmeden edemeyiz, Giacomo Leopardi’nin de demiş olduğu gibi, yaşamak ve başkaları için faydalı olmak istediğimiz takdirde, umudun narin ve kırılgan kayıklarına teslim olmadan edemeyiz.

Umudun ve umutların gizli özsuyuna yanaşmak deneyimin –hastalık ve ıstırap deneyimlerinin ve bunların yanı sıra tedavi ve yardım deneyimlerinin– kalbinde yatan umudu kavramamızı da sağlayan ön şart mahiyetindedir. Elbette ki bekleyiş ile umudun anlamları uçup kaçıcı ve gizemli bir şekilde birbirini kovalayıp birbirinden uzaklaşırlar ama onları yeniden bulmak, onların üzerine düşünmek lazımdır.

Kitabın üçüncü bölümünde ne demeye çalıştım? Farklı insan yaşamlarında ve köklü bir biçimde farklılık gösteren anlam ufuklarının izini taşıyan kaderlerde, umudun nasıl yorumlanabileceğini ve nasıl parçalanabileceğini göstermek ve betimlemek istedim. Çalışmanın bu kısmında, umut, Giacomo Leopardi’nin değerli nesir ve nazım metinlerinden yola çıkılarak, manidar insani anlamıyla ama aynı zamanda kırılganlığı ve uçup kaçıcılığıyla ortaya konmuştur; ve umut, ikilemli bir gerçekliği bulunan ve umudun hayaletlerine büsbütün yabancı olmayan, uç bir durum mahiyetindeki intiharla da bağlantılandırılmıştır. Bunun ardından, Leopardi’nin
acılı ve tesellisiz savlarından geçilip, psikiyatrinin alışıldık (biçimsel) araştırma kalıplarını kırarak George Bernanos’un ve Robert Bresson’un yoğun ve hayret verici filmlerinde ifade bulan umut ve intihar savlarına eğilmek istenmektedir.

Kırılmış umuttan ve sadece hayal edilmiş, düşlenmiş intihardan gerçekleştirilmeye çalışılmış ve zaman zaman öngörülmez, beklenmedik nedenlerle başarısızlığa uğramış intihara ve buradan da, ölüm korkusuyla arzusunun iç içe geçerek ölümcül bir sentez oluşturduğu, öz yıkıcı eylemin su yüzüne çıktığı (ancak gerçekleşmediği) görülen bazı kadın hastalarımın psikopatolojik ve fenomenolojik betimlemesine geçmekteyim.

Sadece hayal edilmiş, temsil edilmiş intihar ile denenmiş ve başarısızlığa uğramış intiharın ardından, gerçekleştirilme nedenleri kimi zaman karanlıkta kalsa da, yazılan metinlerde, güncelerde ve zaman zaman da şiirlerde umut yıkımının ve hayat reddinin psikolojik olarak canlı ve acımasız gerçekliğiyle ifade bulduğu intihar ele alınmaktadır.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.