“Batı Kültürü Önünde Hiçbir Saplantım Yok” - Mektuplar (1957 - 2008)

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

1955 yılında, İstanbul’da “İlişki, Davranış, Sıkıntılara Övgü” isimli sergide başlayıp Paris-İstanbul ekseninde gelişen altmış yıllık bir çizer-yazar dostluğu. Gündelik yaşamın rutinini sanatın, yazının yaratıcı gücüyle kırabilmeyi başarmış iki sanatçı. Yaşamdan sanata, sanattan gene yaşama ya da yaşamın ötesine yazılmış bu mektuplar Yüksel Arslan’la Ferit Edgü’nün duygusal ve entelektüel paylaşımlarının yanı sıra iki muhteşem zihnin aralarında kurduğu aykırı humoru, bu humorun yarattığı bambaşka bir dili de ortaya koyuyor:

“Bizler hakikatin iki yüzü değil miyiz?”
Ferit Edgü’den Yüksel Arslan’a
“Demek sen Goya, ben boya, yahut tersi...”
Yüksel Arslan’dan Ferit Edgü’ye

Bu kitapta bir yazarla bir çizerin mektupları yer alıyor. Başka bir deyişle bu kitap iki yazar-çizerin kitabı. Yazarın, resme olan düşkünlüğü kadar, çizer de yazına düşkün. Her ikisi de, ilkgençlik yıllarından beri kitap hastası, kitap kurdu.

Daha ilk tanışmalarından itibaren (İstanbul 1955) sanatla ve yazınla olan ilgileri benzerlik göstermiş, aynı kitapları okuyup aynı soruları sormuşlar. Bugün, yarım yüzyıl sonra, benzemezliklerinde bile birbirlerinin benzeri olup çıkmışlar.

Ülkemizde pek sık karşılaşılmayan (sözcüğü her ikisi de sevmese de) entelektüel bir dostluğu yansıtıyor bu mektupların her sözcüğü.

Bu nedenle de sıradan bir okurdan, sıra dışı, özel bir dikkat istiyor.

Dille oynamayı seven, kendilerine özgü bir humor anlayışı olan, birçok ünlü, ünsüz; yaşayan, ölmüş sanatçı, yazardan söz eden; yüzyıllar hattâ binyıllar öncesinin sanatına, düşünürlerine gönderide bulunan, tabii sürekli birbirleriyle ve kendileriyle dalga geçmekten de bıkmayan bu iki dostun “mektup-metinleri”ni yazınsal birer metin olarak okuma yöntemi, belki de en doğru yöntem.

Y. Arslan - F. Edgü arasındaki yazışmalar, çizerin askerliğini yaptığı (Eleşkirt 1957) yıl başlıyor. Bu dönem yazışmalarından, yalnız Y. Arslan’ın mektupları var elimizde (Tabii bunlara sözcük anlamında mektup denilebilirse). Bunları I. Bölümde olduğu gibi yayımlıyoruz. Meraklısı olan, eline bir büyüteç alıp bu mektupları sökmeye çalışabilir. Gene bu bölümde, Ferit Edgü Paris’e gittiğinde Y. Arslan’ın kendisine gönderdiği “çiziktirmeler” yer alıyor. Bu döneme ait yazarın mektupları kayıplara karışmış durumda. II. Bölümde, 1975-2008 tarihleri arasında karşılıklı mektuplaşmalar, III. Bölümde ise fotoğraf albümü, imzalı kataloglar, kitaplar ve Ferit Edgü’nün ikinci kitabı Bozgun için Yüksel Arslan’ın yaptığı desenler yer alıyor.

Mektuplaşmanın yeniden başlaması için iki dostun, kaçınılmaz olarak, ayrı düşmesi gerekti. Ne var ki Ferit Edgü yurda döndüğünde (1967) yazışmalar hemen başlamıyor. Uzun bir sessizlik döneminden sonra, ancak 1976’da başlıyor.

Yüksel Arslan’ın tüm mektupları, okunaklı el yazısıyla yazılmış ve hemen hemen tümü resimli. Bu görsel nitelikleri dolayısıyla kitapta bunlardan bazılarına yer verdik.

20. yüzyılın birinci yarısında (çizer 1933’te, yazar 1936’da) doğmuş, genç yaşlarda kendilerini ve dünyayı keşfetmek için yola çıkmış, Paris’e gitmiş, biri oraya yerleşmiş, öbürü yurduna dönmüş, ama hep sözcüklerle, çizgilerle, düşüncelerle, kavramlarla savaşmış, sanatı hep evrensel boyutları içinde düşünmüş, Batı sanatı ve kültürü karşısında hiçbir zaman saplantıları olmamış bu iki insanın bu kitapta bir araya gelen mektupları, onların yapıtlarına yabancı okura hiç kuşkusuz yadırgatıcı gelecektir. Ama hiç değilse, bir zamanlar insanların birbirlerine böyle mektuplar yazıp, zarflara koyup pullayıp gönderdiklerini öğrenmiş olacaklardır. Bu da bir şey.

B. F.

25 juillet 1975

Sevgili Ferit,

Yarın elimdeki tüm malzemeleri yolluyorum. Yazı, desen ve fotolar. M. [Marc] Moyens1 de yakında, renkli ve siyah-beyaz fotoları yollayacak (darılmamış), sonradan ileteceğim sana.

Gelelim bazı küçük işlere: 1) Bu kitabın çıkacağını, İstanbul’da ellerinde bu devirden resim ve foto bulunanların (bazı adamlarda olduğunu sanıyorum), Ada Yayınları’na başvurmasını ilân etmek: bir taşla, iki kuş dalgası! Orada olsaydım beni hemen ortak olarak alırdın! 2) Orhan’a [Duru] yazdım. Bakalım ne çıkacak ondaki mektuplardan! 3) 1967-1968 ikinci İstanbul devresinden, bazı foto ve desen de ekliyorum kitaba. 4) Bizim çılgın eleştirmen [Sezer]Tansuğ Sanata Yaklaşım adlı kitabını yolladı bana. 1955, 1959 sergileri üzerine yazdıkları (s. 39-40, s. 54-55, s. 75-77) fena değil (Abidin’le [Dino] ilgili yerleri çıkarmak şartıyla). Kesin değil daha. Düşünelim. 5) Mise en page’da, İlk anı, Köpekler (Eleşkirt), Rüya (taşların düşüşü) gibi desenleri, sayfada, yazı içine yerleştirme meselesi! (Bazı desenleri texte’le ilgili yerlere yerleştirmek). 6) 1958’de birlikte çektirdiğimiz İstanbul Hâtırası fotosunu punduna getirip, kitapta bir yere yerleştirmek! Mutlaka! Nefis bir şey! 7) Arkalarına + işareti koyduğum 8 deseni ve fotoları (daha bir süre bende kalması gereken), kitap çıktıktan sonra geri göndermen. Kusura bakma! Diğer desenler sende kalabilir. Şimdilik bu kadar. 3 renkli fotoyu, bir yolunu bulup koyalım kitaba. Dediğim gibi iki gün sonra, biz tatile gidiyoruz. Dönüş, Ağustos sonu.

Demek Ağustos sonu senden cevap bekliyor, gözlerinden öpüyorum. Ne yapıyor Amélie [Edgü]? Onu ve küçük Esma’yı [Edgü] benim tarafımdan gözlerinden öp.

Senin, Arslan

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.