Başkasının Mezarı

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

On yılı aşkın bir süre içinde birer birer ortadan kaybolan beş genç kız.
Kızını bulma umudunu asla yitirmemiş bir anne.
Bürokratik engeller, ihmaller, yanlış kararlar ve hatalar… 
Faili meçhul davalar biriminin araştırma ekibinde yer alan emekli dedektif John Rebus, çözümsüz kalan kayıp vakalarından birini işlenen yeni cinayetle ilişkilendirince, yalanlar, sırlar, tesadüfler ve müthiş sahnelerle dolu bir macera başlıyor. 
Kat ettiği kilometrelerce yol, uykusuz kaldığı geceler, her şeyini ortaya koyarak adandığı dava, Rebus’ın yaşama sebebi. Gerçeğe ulaşmak ile yasalara uymak arasındaki ince çizgi ise esas sınavı…  
İskoç polisiye edebiyatının en başarılı yazarı Ian Rankin’in yarattığı efsanevi karakter John Rebus, dünya edebiyatında zeki, tecrübeli ve vicdanlı polis imajını en iyi yansıtan karakterlerden biri.

“Rebus harikulade bir incelikle çizilmiş bir karakter.”
The Times

 “Gergin, zorlayıcı ve müthiş doyurucu bir okuma deneyimi.”
Guardian

“Dahice… Rankin bir kez daha polisiye türünün ustalarından biri olduğunu kanıtlıyor.”
Scotland of Sunday

“Mükemmel bir incelikle kaleme alınmış bir polisiye.”
Sunday Times

Sırılsıklam olan paltosunu silkinerek çıkarıp karşı duvardaki askıya astı.
Cowan, “Zahmet edip geldiğin için teşekkürler” diyerek karşıladı onu.
“Kusura bakma, Danny.”
“Daniel” diye düzeltti Cowan.
“Affedersin, Dan.”
Masalardan birine kurulmuş olan Cowan’ın ayakları yere zar zor değiyordu; parlak siyah ayakkabılarının üstünden kırmızı şal desenli çorapları meydana çıkmıştı. Çalışma masasının en alt çekmecesinden cila ve fırça eksik olmazdı. Bir gün o odada yokken alttaki çekmeceyi açıp karıştırınca öğrenmişti bunu Rebus, üst çekmecelerde neler olduğunu zaten biliyordu.
“Ne arıyorsun?” diye sormuştu Elaine Robison.
“İpucu” demişti Rebus.
Robison başında duruyordu şimdi, getirdiği kahveyi uzattı.
“Nasıldı?” diye sordu.
“Cenaze işte” dedi Rebus fincanı dudaklarına götürürken.
“Hadi başlayalım” diye araya girdi Cowan. Üstündeki gri takım elbise biçimsiz duruyordu. Omuzlarındaki vatkalar fazla kabarıktı sanki, klapalar da fazla geniş. Küstah bir tavırla elini saçlarında gezdirdi.
Rebus ile Robison koltuklarına geçtiler, hareket etmediği zamanlarda bile göğsü hırlayan Peter Bliss’in yanında oturuyorlardı. Hoş, yirmi yıl önce de duyulurdu aynı hırıltı, belki ondan yirmi yıl önce bile. Rebus’la aralarındaki yaş farkı azdı ama hepsinden kıdemliydi. Ellerini koca göbeğinin üstünde kavuşturmuş, ömründe hiç görmediği bir şeyi önüne fırlatmasını beklercesine dünyaya meydan okuyordu sanki. Kıdemli Başpolis Daniel Cowan gibileri çok gördüğü muhakkaktı, zaten Rebus’ın birime katıldığı ilk gün dile getirmişti bunu: “Kendini bizden üstün görüyor. Çok iyi olduğunu sanıyor, amirler de farkında, burnu biraz sürtülsün diye tayin ettiler onu buraya.”
Bliss emekli olmadan önce tıpkı Rebus gibi polis müfettişliğine terfi etmişti. Elaine Robison başpolisti, daha yukarılara tırmanamamasını ailesine öncelik vermesine bağlardı.
“Çok haklısın” demişti Rebus kadına (tanışmalarının üzerinden birkaç hafta geçince); onun evliliği, işi karşısındaki yarışı ta baştan kaybetmişti oysa.
Ellisine yeni basmıştı Robison. Oğluyla kızı evden ayrılmış, üniversiteden mezun olmuş ve çalışmak için güneye taşınmışlardı. Masasında ikisinin de çerçeveli fotoğrafları dururdu, onların yanında da Sydney Limanı Köprüsü’nün tepesinde, hafif bir uçağın kumanda konsolunun başında poz vermiş Robison’ın kendi fotoğrafları. Saçlarını yeni boyamaya başlamıştı. Rebus’ın buna diyecek bir lafı yoktu. Yol yol olmuş aklarına rağmen, Elaine en az on yaş daha genç, hatta otuz beşindeki Cowan kadar falan gösteriyordu.
Sandalye düzenini Cowan ayarlamıştı herhalde. Masasının tam karşısına yan yana dizilmişlerdi, hepsinin yüzü ona dönüktü.
Rebus, fincanı ağzına siper ederek sordu: “O çorapları çok aradın mı, Danny?”
Cowan bu yorumu belli belirsiz bir gülümsemeyle geçiştirdi. “Doğru mu duydum, John? Göreve dönmek için başvurmuşsun?” Rebus’ın bu sözleri doğrulamasını bekledi. Emeklilik yaşı yükselmişti, dolayısıyla Rebus’ın emektar yaşıtları yeniden iş başvurusu yapabilirlerdi. “Mesele şu” diye devam etti Cowan hafifçe öne eğilerek, “hakkında referans isteyecekleri kişi benim. Gidişatına bakarsak, yazacaklarımın hayranlarından gelen mektuplara benzemeyeceği kesin.”
“Ama seni temin ederim” dedi Rebus, “istersen senden bir imzamı esirgemem.”
Peter Bliss’in hırıltısı farklı bir tonda mı çıktı, yoksa kahkahasını mı bastırdı, tam anlaşılamadı. Robison gözlerini kucağına dikmiş gülüyordu. Cowan başını sarkaç misali yavaş yavaş sallamaya koyuldu.
“Hiçbiriniz şunu unutmayın” diye açıkladı sakin bir tavırla, “bu birim topun ağzında. Eğer kapatılırsa, aramızdan sadece birisi gemide yer bulacak.” Başparmağını göğsüne bastırıyordu. “Bir sonuca ulaşsak iyi olurdu. Herhangi bir ilerleme işimize yarardı.”
Hepsi durumun farkındaydı. Savcılık makamı, İskoçya genelinde çalışacak bir Faili Meçhuller Birimi kurmak üzereydi. Eğer ellerindeki dosyaları kaptırırlarsa, işleri de tarih olurdu. FMB 1940’lara kadar uzanan doksan üç dava dosyasını ele alacaktı, Lothian ve Sınır Güvenliği Karakolu’nun yetki alanına girenler de buna dahildi. FMB çalışmaya başlayınca Edinburgh’daki küçük ekibin işlevi sorgulanmaya başlayacaktı. Para aslanın ağzındaydı. Zaten çözülmemiş eski dosyaları yeniden kurcalamanın halihazırda devam eden (ve daha acil) soruşturmalara ayrılmış fonların içini boşaltmaktan başka bir işe yaramadığına dair yorumlar yapılıyordu sürekli.
“Bir sonuca ulaşsak iyi olurdu” diye tekrarladı Cowan. Oturduğu yerden ayağa fırladı, masanın etrafında bir tur attı, duvara iliştirilmiş gazete kupürlerinden birini yerinden sökerek dikkat çekmek için sallamaya başladı. “İngiltere’deki Faili Meçhuller Birimi” diye okudu vurgulu bir sesle. “Neredeyse elli yıl önce öldürülen bir gencin cinayet zanlısı hüküm giydi.” Kupürü suratlarına doğru savurarak devam etti: “DNA... Olay yeri analizleri... Vicdanları rahatsız tanıklar. Bu işler nasıl yürür biliyoruz, öyleyse neden yürütmeyelim?”
Yanıt bekler gibi bir hali vardı, ama hiçbiri ağzını açmadı. Sessizlik uzadıkça uzadı, sonunda Robison dayanamadı.
“Bırak kanıtı” diye kafa tuttu, “kaynağa bile ulaşamadığımız oluyor. Kurbanın giysileri kaybolmuşsa DNA testini nasıl yapalım?”
“Ama giysilerin elimizde olduğu pek çok dava var, yok mu?”
“Eşleştirme yapabilmek için şehirdeki her erkekten örnek isteyebilir miyiz?” diye ekledi Bliss. “Ya arada ölenler veya taşınanlar ne olacak?”

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.