Av

  • Av
PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Bu kitapta bir araya gelen on öykü, 1953-1967 yılları arasında Ferit Edgü’nün yazdıklarından bir seçmedir. Aradan geçen zamanın ve kurtulmak istenen bir geçmişin zorunlu kıldığı bir seçme. “Celladın Ölümü” ile genişletilmiş olarak okur karşısına çıkıyor.

birinci basıma önsöz

Bu kitapta bir araya gelen on öykü, l953-l967 yılları arasında yazdıklarımdan bir seçmedir. Aradan geçen zamanın ve kurtulmak istenen bir geçmişin zorunlu kıldığı bir seçme. Bir süre sonra, bu kitaba almadığım  öyküler gibi, bunların da, bugün kendilerinde bulduğum anlamı yitirmeleri, başka bir deyişle eskimeleri olmayacak şey değildir. Ya da bunun tersi: bugün onlara vermediğim anlamı, olayların, görüşlerin gelişmesiyle kazanabilir, böylece yeni bir boyut elde edebilirler. Her sanat yapıtının ortak yazgısıdır bu. Bu konuda benim ne bir umudum, ne de bir umutsuzluğum var. Onları, beylik bir deyişle, zamana bırakıyorum.

Bu değişik zamanlarda, yerlerde, koşullarda yazılmış öyküleri yan yana getirecek bir ortak yanları var mı? Bu soruya kesin bir cevap veremeyeceğim. Yalnızca, kitabın ikinci bölümündeki öykülerin, uzun bir süre geçerliliğini yitirdiğine  inandığım “anlatma”yı yeniden, bir kez daha denemek için yazıldıklarını belirtmem gerek. İçinde yaşadığımız dünyada düş gücünün gün geçtikçe yok olmakta olduğuna, bu olgunun birçok yerde kişiliğin oluşumunu engellediğine inanarak yazılmış bu kurgusal  (fictif)  öykülerin, anlatış yönünden, görüleceği gibi hiçbir yeniliği yoktur. Onları elimden geldiğince kişiliği olmayan bir deyiş içinde yazmaya çalıştım. Bu garip olaylar, can çekişmekte olduğuna inandığım ak kuğunun (sanatın),  bende yansıyan son düşlerinden, sanrılarından birkaçıdır. Ama kuğunun ölmesiyle her şey ölecek değildir, sanatın mutlak ölümsüzlüğüne inanan bazı saf kişilerin sandığı gibi. Tam tersine, insanoğlu yeni bir mevsimde, içinde yaşadığı çelişkilerden yararlanmasını bilirse, ortaya birbirinden güzel, birbirinden derin ve anlamlı binlerce ak ya da kara kuğunun düşünü, gerçeğini koyabilir. Toplumsal koşulların ağırlığı altında unutulan, bir kıyıya atılan, “düşsel” ya da “kurgusal” olan da, o zaman, yeniden tüm özgürlüğü, tüm bağımsızlığı içinde belirebilir. Gerçeğin içindeki düş, düşün içindeki gerçekle el ele yürüyen yaratıcı istem, ancak o zaman dar sınırların içinden kurtulmayı başarabilir. Kanımca, umutsuzluğun, karamsarlığın tek panzehiri de budur.
Son olarak, okuyucuya tek bir gerçekçiliğin olmadığını, bu kitaptaki öykülerin de, bu gerçeklik yollarından birinin öğrenimi süresince yazıldıklarını ansıtmak isterim.


 


Kanlıca, 10 Ağustos 1967

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.