Anılar Şalesi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Genç bir ailesi olan, sağlıklı bir adamken altmış yaşında onu kısa sürede ölüme götürecek tedavisi mümkün olmayan dejeneratif bir hastalığa yakalanan birine talihli demek size bayağılığın daniskası gibi gelebilir. Ancak talihin insana yüzünü göstermesinin tek yolu yoktur. Motor sinir hücresine yenik düşmek bir noktada tanrıları gücendirmek anlamına gelebilir elbet, başka söylenecek söz yok. Gelgelelim ille de acı çekecekseniz, bunu sağlam bir stokla yapmanız daha iyi: Analitik çalışmaya hazır bir zihnin, geri dönüşümü mümkün ve çok amaçlı işe yarar anı kırıntılarını elinin altında bulundurması iyi olur.”
Anılar Şalesi, dejeneratif bir hastalığın son evrele-rinde kendi anılar şalesinin odalarında dolaşan olağanüstü bir zihnin, zamanımızın en iyi tarihçi-lerinden Tony Judt’un içgözlemleri. Bütünüyle farklı, alışılmadık üslupta yazılmış bir anılar ya da otobiyografik denemeler toplamı. Bir veda konuşması niteliğindeki kitap Judt’un kendi yaşamına ilişkin gözlemleri kadar içinde yaşadığı dünya üzerine düşünceleriyle de dikkat çekiyor: Yemekler, tren gezileri, İngiliz eğitim sistemi, 60’ların kültür devrimi, kitaplar, mekânlar, tarih, kimlik.

“Şale” sözcüğünü duyunca bambaşka hayallere dalarım. Gözümün önüne İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgesinde zengin kayak merkezi Villar’ın eteklerinde, pek rağbet görmeyen Chesières köyünün küçük bir pansiyonu, bir aile oteli gelir. Bir kış oraya tatile gitmiştik, 1957 ya da 1958 yılıydı. Kayak yapmanın, daha doğrusu benim için kızak kaymanın, unutulmaz bir yanı yoktu. Annemle babamın amcamla birlikte buz tutmuş yaya köprüsünde ağır adımlarla ilerleyip teleferiğe yürüdüklerini, bütün günü orada geçirdikten sonra şalede sessiz bir akşam yemeği uğruna kayak sonrası ikramları reddettiklerini hatırlıyorum.
Bana göre kış tatilinin en iyi yanı buydu: Kar eğlencesi henüz akşam olmadan bırakılır, yerini kocaman koltuklara gömülüp sıcak şarap, yöresel yemekler, yabancıların arasına sıkışıp lobide geçirilen uzun geceler alırdı. Ama ne yabancılar vardı orada! Chesières’deki küçük pansiyonun ilginçliği Britanyalı hırpani aktörlerin dağın yukarısında konaklayan daha başarılı meslektaşlarının uzak, kayıtsız gölgesinde tatil yapmalarıydı.
Orada ikinci akşamımızdı, yemek salonunda annemin hop oturup hop kalkmasına sebep olan cinsel şakalar gırla gidiyordu. Annem ağzı bozuk konuşanlara alışıktı aslında, ne de olsa eski West India Tersaneleri’ne işitme mesafesi kadar yakın bir mahallede büyümüştü, fakat daha sonra kibar hanımlar arasına katıldığından, ailesi böyle açık saçık konuşmalara maruz kalsın istemiyordu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.