Abdullah'ın Ablası

  • Abdullah'ın Ablası
PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Abdullah küçük bir aşık. Hem de kendinden büyük bir Abla'ya. Babası Abla'ların yaşadığı apartmanda kapıcı. Annesi, babası, aşk acısı yetmezmiş gibi, Abdullah'ın bir de yeni doğmuş bir kardeşi var. Bu kadarla kalsa iyi. Her gün de okul denen sevimsiz yere gitmek zorunda, keşke ölse ve her şeyden kurtulsa. Şu geri zekalı kızlar, yanı başlarında oturan ama hiç anlayamadıkları (anlayamayacakları) öteki cins de canını sıkıyor. Ama yaşamın Abdullah'a küçük bir sürprizi var, aradığı ama bulamadığı belki de çok yakınında. Şiir Erkök Yılmaz'ın üçüncü kitabı Abdullah'ın Ablası, küçük bir çocuğun gözünden yaşama, aşka, büyümeye yalın ve sevimli bir bakış. Yazar bir çocuğun dünyasını, kaygılarını, umutlarını, masumiyetini başarıyla yansıtmış. Aslında Abdullah'ın kaygılarını hepimiz paylaşıyoruz ama belki de çocukların dünyasını bu kadar olağanüstü kılan, şu herkesin geçirdiği can sıkıcı değişim "büyüme".

Abdullah, Ayşe'ye sarıldı, "Ah..Ayşe, ah.. Ne olurdu sen benim Ablam olaydın.." dedi; gözleri doldu. Sevildiğini anlayan köpek Abdullah'ın kulağını ısırdı. Abdullah gitti, kurumuş bir dal buldu. Köpeği at yerine koyup üstüne binmeye, sağrısına vurmaya kalktı. Köpek Abdullah'ı sırtına buyur etmedi. Kaldırıma çöküp kalan Abdullah, kaldırım taşları arasına yuva yapmış karıncaların yuvalarını bozmaya, yollarını kesmeye başladı. Bir ayak sesi duydu. Başını kaldırdığında onun etekliğini gördü. Gidiyordu. Abdullah'la konuşmamıştı. Abdullah'ı görmemişti. Dalgındı. Belki de üzgün. O da acı çekiyor, diye düşündü Abdullah. Mutlu değil, benim gibi.. Uzaktan dilini sarkıtmış bakan Ayşe'ye yüz vermedi. Eve gidip elini yüzünü yıkadı. Ayağına Abla'sının verdiği ayakkabıları geçirdi. Abla'yı apartmanın kapısında karşılamak, onu güldürmek, mutlu etmek istiyordu. Apartmanın kapısına dikilip yolu gözledi. Öğleye doğru Abla göründü. Yanında 'çok kibar bir genç', 'tam bir beyefendi' vardı. Abdullah ayakkabılarını ayağından atıp yalınayak merdivenlere oturdu. Bacak bacak üstüne attı. Öyle ki, gelenleri merdiven başında çıplak bir ayak karşıladı. Basamaklara somurtmuş oturan Abdullah ayakkabılarını giymeyerek Abla'nın sevgisini geri çeviriyordu. Hanımefendiyle beyefendi ayaklar bu pabuçsuz ayağa hiç yüz vermeden geçip gittiler. Abdullah, "Bizim kapıcının oğlu.." dediğini duydu Abla'nın. Sarsıla sarsıla ağlayarak eve kaçtı. Çingenenin ta kendisi Abdullah'tı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.